BİR GÜZEL DOSTUN ARDINDAN DİLE GELENLER
Medeniyet Yöneticisi · 22.04.2026 · 6 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Bazı insanlar hayattan çekilip gittiklerinde geride sadece bir isim değil, bir iklim bırakırlar. Onlarla geçirilen günler, yapılan sohbetler, paylaşılan hatıralar birdenbire daha kıymetli görünmeye başlar. Alparslan Durmaz kardeşimizin vefat haberi geldiğinde içimizde beliren duygu da işte böyle bir eksilişin sessiz fark edilişiydi.
İnsan bazen bir ölüm haberiyle yalnızca bir dostunu değil, hayatındaki zenginlikleri ve mutlulukları da kaybettiğini hisseder. İşte Alparslan Durmaz dostumuzun vefatı içimizde böyle bir boşluk bıraktı. Bazı insanların yokluğu, gündelik hayatın akışı içinde fark edilmeyen eksiklikleri birden görünür hâle getirir. Onun gidişi de böyle bir hüzün bıraktı geride.
Cenaze günü İnegöl Hacı Yusuf Şahin Camii’nin avlusu çok kalabalıktı. Uzaktan yakından gelen insanlar, sessiz bir veda ve vefa halkası oluşturmuştu. Öğrenciler, öğretmenler, İnegöl Millî Eğitim camiası, konu komşu, mahalle sakinleri… Herkes oradaydı. Cami lebalep doluydu; avlu insan kaynıyordu. Kabristana uzanan yol da aynı kalabalığın ağır sessizliğiyle dolup taşmıştı. Mezar başı da mahzun, elemli, yanık yürekli nice insanla çevrilmişti. Sanki şehir, öğretmeniyle birlikte güzelliğini, varlığını, güven duygusunu da uğurluyordu.
Omuz verdik tabuta, ağır değildi fakat asıl ağırlık, o tabutla birlikte toprağa emanet edilen hatıraların yüküydü sanki. Böyle kalabalık cenazeler, insanın dünyada biriktirdiği sevginin ve saygının görünür hâlidir. İnsan biraz da ardında bıraktığı vefa kadar yaşamış sayılır. Cenazede ayrıca unutulmayacak bir an vardı. Emekli imam hatip olan kayınbabasının namazın ardından yaptığı duygulu kısa konuşma ve ardından oğulları Seyfullah, Muhammed, Alperen ve Hamza’nın “Babamızdan hakkı olan varsa biz buna kefiliz ve gereğini yerine getirmeye hazırız Allah’ın izniyle.” şeklindeki sözleri, orada bulunan herkesi hem duygulandırdı hem de gururlandırdı. Bu tavır, sadece bir veda olarak değerlendirilemez; bir ahlakın, bir sorumluluk bilincinin devam ettiğinin de göstergesiydi. Babadan oğullara sirayet eden bir ahlak ve özgüven… Anlaşılan odur ki geride bırakılan miras, sadece maddi değil, aynı zamanda güçlü bir vicdan ve güven duygusudur.
Üniversite arkadaşı İbrahim Özer aramıştı defin sonrası. Biz o sırada araçla Dr. Kenan, Köksal ve Başar hocalarla İstanbul’a dönüyorduk. Telefondaki ses oldukça durgun ve hüzünlüydü. İçe çöken acı ve elem, kelimelerinden çok, durgunluğunda hissediliyordu. Aynı yolun içinde, aynı sükûtun içinde bir kaybı taşımak gibiydi bu hâl.
Vefatından bir gün sonraki gece, merhumun kadim dostlarından Ahmet Güney aramıştı. Telefonda uzunca konuşup dertleştik. Cenazeye iştirak edemeyişinin üzüntüsünü paylaştı evvela. Yurt dışı seyahatindeymiş resmî görev icabı… Sesi acıyla doluydu. Sohbetin bir yerinde şu cümleyi kurmuştu kadim dost: “Alparslan kardeşimiz hakkında kötü konuşacak birini bilmiyorum.” Bu söz, aslında onun hayatının kısa ve öz bir özeti gibiydi. Bir insan hakkında böyle bir kanaatin oluşması, yıllar boyunca biriktirilmiş bir ahlâkın ve güvenin sonucudur.
Kendisiyle otuz yıla yaklaşan bir dostluğumuz vardı merhumun. Onu üniversite yıllarından beri tanırdık. Kıtalarımız, üniversitelerimiz, bölümlerimiz ayrı olmasına rağmen öğrencilik yıllarında bazı haftalarda ve belli programlarda merhumla çok sık olmasa da görüşüyorduk. Bu görüşmeler bazen yılların yükünü hafifleten kısa buluşmalar olur, yine de dostluk bağını diri tutmaya yeterdi.



