Bismillah
Kâzım Sağlam · 03.02.2014 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Medeniyet Vakfı bismillah diyerek faaliyetine başladı. Şöyle bir hayal kurun;
Bir deniz kenarındasınız, gecenin en kasvetli karanlığı çökmüş, kainat sanki boğulmak üzere, önce göğün derinliklerine doğru bir aydınlık doğuyor seviniyorsunuz, ardından zifiri karanlık bastırıyor ve siz bedbinliğe düşüyorsunuz. Bir sarsılma ve hüzün sizi bürüyor, derken ufuk çizgisinde ip gibi bir beyazlık yavaş yavaş belirliyor ve gittikçe çoğalıyor, işte o zaman fecr-i sadıkın doğduğunu anlıyorsunuz.
Hemen aklınıza; “Geri döndüğü (zifiri karanlığa büründüğü) zaman geceye, nefes aldığı zaman sabaha…” (Tekvir 81/17-18) sanki geceyi bir sıkıntı basıyor ve ardında şafağın sökmesiyle kainat rahat nefes alıyor. Siz de kainatla birlikte nefes alıyor rahatlıyorsunuz. Bu size bir umut aşılıyor sevince gark oluyorsunuz. O anda çok uzaklardan gür ve bülent bir seda göğe doğru yükseliyor;
Allahu Ekber Allahu Ekber
Tüm kainat birden pürdikkat bu sese odaklanıyor. Allah En Büyüktür, Allah En Büyüktür. Yerden göğe doğru yükselen bu ses, gökyüzünü kaplıyor. Sanki dağ-taş, börtü-böcek, kurt-kuş, denizin dibindeki balıklar, ağaçlar… tüm mahlukat bu büyüklüğü duyuyor. Ardından ses biraz daha yumuşak ve daha uzun ikinci defa;
Allahu Ekber Allahu Ekber nidası yayılıyor. Allah’ın büyüklüğü ve yüceliği bu sefer semadan yeryüzüne sağanak sağanak dökülüyor. Bu yayılış ve dökülüş, her yere siniyor, tüm kainat sese icabet ediyor, gafil beniademler hariç.
Eşhedüenlailaheillallah, eşhedüenlailaheillallah
Bu sefer yüce Allah’ın ululuğuna şahitliği haykırmamız isteniyor. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. Ulu Allah’ın tek, benzersiz, karanlığın, aydınlığın, zamanın, geçmişin ve geleceğin sahibi olduğuna tanıklık etmiş oluyoruz.
Eşhedü enne Muhammederresulullah, Eşhedü enne Muhammederresulullah
Allah, varlığın, yokluğun, zamanın, yaratıcısı olduğu, kainatın sahibi olduğu, ikrardan ve tasdikten sonra, bu şehadeti bildirmekle vazifeli Hz. Muhammed (s.a.v.) olduğuna şahitlik etmemiz bizden isteniyor. Peygamberin Allah’ın Rasulü olduğu gerçeği yalın ve sade bir bildirimle bildiriliyor.
Müezzin eşhedü enne Muhammederresulullah derken, Bilal-i Habeşi’nin mescidin yüksekçe yerinde veya Kabe’nin üzerinde ezan okurken eşhedü enne Muhammederresulullah dediği an, Ebu Bekir’in, Ömer’in, Osman’ın, Ali’nin, Ebu Zerr’in... Peygambere nasıl baktığını düşünüyorum. Acaba göz ucuyla kaçamak bir şekilde mi bakıyorlardı, yoksa tam karşısına geçip doya doya gözlerinin içine mi bakıyorlardı. O an ne hissediyorlardı. Öyle ya Allah’ın ism-i celili ile seçilmiş Mustafa’nın isimleri peşpeşe okunuyor, hem de Allah’a ibadete çağrıda.
Hayyalessalah, Hayyalesselah
Allah’a inandınız, O’nun elçisinin görevlendirilmesine şahitlik ettiniz, getirdiklerine şeksiz gümansız inandınız o halde haydi kulluğa namaza… bana sanki tüm insanlar birbirlerini sürükleyerek ve hızlıca camiye koşuştuklarını hissettiriyor. Küçüklüğümde 1960’ların ilk yıllarında Diyarbakır’ın Hani ilçesinde böyle bir duyguyu yaşadım. Namaz vakitlerinde insanlar, ezan okununca seferberlik ilan edilmiş gibi dükkanların darabaları indirilir, darabaları olmayanlar, dükkanın önüne bir sandalye koyar akın akın camiye koşarlardı. Hayyalasselah bugün de böyle etki etmesini arzuluyorum.



