İÇİMİZE DÖNMENİN VAKTİ
Kâzım Sağlam · 20.04.2020 · 5 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Koronavirüs musibeti, buna imtihanı demek daha uygun, bizi eve hapssetti. Bir nevi mecburi ikamete tabi tuttu. Böyle olunca eve döndük veya evde kalmaya mecbur olduk.
Eve dönünce, eve az uğrayanlar için, yeni bir hayat başladı. Bu yeni hayata alışmak biraz zaman alsa da alışmaya başladık.
Alışmak demek, yeni alışkanlıklar kazanmak demektir. Burada üzerinde durulması lazım gelen şey, edindiğimiz yeni alışkanlıklarımızın ne olduğu ve ileride neye yarayacağıdır.
Genelde insanevladı -istisnalar hariç- hemen hemen her şeye alışır. Bu alışkanlık hızla başlar, zaman ilerledikçe, yavaş yavaş hızı kesilir, şartlar da değişirse eski haline döner veya edindiği yeni alışkanlıklardan uzaklaşmaya başlar.
Bu ahvali Ramazanlarda çok bariz şekilde müşahede ederiz. Ramazan boyu manevi bir hava oluşur, insanlar kendilerine çeki düzen verirler, Allah'a biraz daha yakınlaşırlar, ifsattan biraz daha uzaklaşırlar, ibadetlerine daha fazla itina gösterirler, cömertlikleri artar hayır hasanatta daha fazla bulunurlar, Kur'an okumayı çoğaltırlar, namazlarına daha bir dikkat ederler, okudukları kitapları daha itina ile seçerler, insanlara faydalı olmaya biraz daha özen gösterirler, kalp kırmamaya çalışırlar, kötü söz söylemeyi terk ederler veya azaltırlar, dillerine ve bellerine sahip çıkarlar, insanlara karşı daha saygılı olurlar...
Bayram gelir, bazıları, hemen bayram günü sabahı zembereği boşaltır, kapısı açılmış ağıl misali kötü alışkanlıklarına akın eder. Bazıları edindikleri iyi hallerini birkaç gün sürdürür, sonra eski haline avdet eder. Az bir kısmı da edindiği yeni halini, iyiliklerini devam ettirir.
Karşı karşıya kaldığımız bu imtihandan sonrasını hesaba katarak bir plan çizmemiz ve hayat rotamızı-kendi durumumuzu hesaba katarak-yeniden çizmemiz gerekir.
Yeni yol haritamızı belirlerken çok gerçekçi olmalıyız. Hayali, çok ideal, takatımızı aşan şeylere asla yönelmemeliyiz. Her konuda olması gerektiği gibi bu konuda da yapabilirliği esas kabul etmeliyiz.
Bu yapabilirlik, kendi özümüzle alakalıdır, özümüzün durduğu bir yer vardır. O yerin sağlam olup olmadığına bakacağız. Ruhi olarak, manevi olarak durduğumuz yerin ne olduğunu içimize, derunumuza, danışarak tesbit edebiliriz.
Bunun için herbirimiz, her insan teki, evvela kendi iç alemine,kalbine, dönmeli ve kendini orada yani kalbi derinliğinde hesaba ciddi bir şekilde çekmelidir. Zahiri görüntünün, dış görüntünün içene doğru bir yolculuk yapmalıyız. Kabuğu yırtıp ruhumuzun en derinliğine girmeli ve orada neler oluyor, orada nasıl bir insan olduğumuzu anlamaya çalışmalıyız. Bu hususta kendimizi kayırmamalıyız. Ne kadar gerçekçi olabilirsek kendimizi o denli iyi tanımış oluruz.
Yanlışlarımızı, eksikliklerimizi, kaypaklığımızı, kendimizi gizleme numaralarımızı, varsa başkasına farklı görünme ikiyüzlülüğümüzü, bizde olmayan ve dışarıda görüntüsü olan takva(!)mızı, namazlarımızdaki huşu yokluğunu, sadakalarımızdaki gösteriş isteğini, yaptığımız sosyal alandaki faaliyetlerimizin ne kadar rıza-yı Bari, ne kadarı bizi takdir etsinler için yaptığımızı vs.



