İSLAMCILIK - 1
Kâzım Sağlam · 28.07.2017 · 5 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026İslâmcılık tabiri/kavramı; herkes tarafından aynı anlamda çok bariz anlaşılabilen bir mahiyete sahip değildir. Şu tarihte veya şu olayla başlamış, deme şansımız da pek yoktur. Tarifine göre tarihi de belirlenir. Hangi düşünürü, yazarı, devlet adamını, ıslah hareketini… merkeze koyarsak İslâmcılığı da ona göre tarif eder ve tarihi de belirleriz.
İslâm dini, son ve mükemmel bir dindir. Bütün insanlığın problemlerini çözmekle Müslümanlar görevlidirler. Her problem ortaya çıktığında Müslümanlar onu çözmeye ve çare aramaya koyulurlar.
Problemler çoğaldıkça, çareler de farklılaşır, çare arayışlar da renklenir ve çeşnilenir. Bu açıdan bakılınca tek bir İslâmilik-İslâmlaşma-İslâmcılık olduğunu söylemek, insanlığın gelişimi ve meselelerin çokluğunu yok saymak anlamına gelir. İnsanlık geliştikçe beraberinde yığınla problem getirir.
Ehl-i İslâm kainattan, börtü-böcekten ve insanların tümünden sorumlu olduğu için fıtratı bozan her ne ise onunla mücadele etmek ve hayatın akışını da sağlamakla yükümlüdür. Bu zaviyeden bakınca İslâmcılık/İslâmilik her asırda, her çağda ve hatta her coğrafyada farklılıklar gösterebilir. Bu farklılıklar çare çokluğunun işaretleri sayılmalıdır.
Orta yerdeki probleme göre İslâmcılık/İslâmilik şekil alır ve yol-yöntem belirler, zaman zaman bazı tesbitler, çare arayışlar yanlış da olabilir.
İslâm ile İslâmcılık aynı şeyler değildir. İslâm, tüm zamanları ve zeminleri içine alabilen bir anlayış, düşünüş ve yaşayıştır. İslâmlaşma, İslâmilik, İslâmcılık ise, yer ve zamana göre bazı farklılıklar gösterebilme esnekliği bünyesinde taşır. İslâm’ın hayata tatbiki, uygulaması olduğu için insanî zaafları da beraberinde taşır.
Onun için İslâmcılık her çağda ve her coğrafyada farklı tezahür edebilir. Ancak gene de çağların ve coğrafyanın farklılığı göz önüne alınsa da ortak tarafları ve ortak değerleri çoktur ve ana çizgi daima muhafaza edilmelidir. İslâmlık vasfını taşıması için temel değerlere dayanması gerekir hareketin. Bu yönüyle yapılan ameliyenin İslâm vasfını taşıması için İslâm’ın ana çizgilerine bağlı kalması gerekir. Eğer ana çizgiden sapmışsa bir hareket İslâmiğini de yitirmiş demektir. İşte bu noktada farklılıklar başlar ve hangi hal ve durum bizi İslâm dışına itebilir? Sorusu ve konusu gündeme gelir.
İslâmcılığın tarihi ve gelişimi üzerinde durmayacağım, zaman zaman buna değinmek zorunda kalsam da ana mihver o olmayacak. Günümüz Türkiye’sini hesaba katarak ve merkeze de Türkiye Müslümanlarını alarak bir değerlendirmede bulunmaya gayret edeceğim. Pratik hayatın dayattıklarını da yok saymadan.
İlk önce kökü dışarıda konusunu ele almaya çalışacağım. Çünkü genelde Türkiye Müslümanlarına yöneltilen bir tenkittir, kökü dışarıda olmak. Diğer İslâm coğrafyalarında yetişen ve gelişen, düşünür ve düşüncelerden ders almak, yararlanmak ülkemizde bir nevi kerih görülür.
Kökü Dışarda Olmak
Kökün ne olduğunu tesbit etmeden dışarı veya içeri tabirleri havada kalır. Evvela Müslüman olarak bizim kökümüz ana gövdemiz, üzerinde oturduğumuz inanç, ahlâk, yaşayış, düşünüş, idare ediş, edep, ahlâk neye dayanır veya neye dayanması elzemdir sorusuna cevap aramamız gerekir.



