MESCİD-İ AKSA’DAN MEKTUP
M. Beşir Eryarsoy · 01.08.2014 · 5 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Ben sizin ilk kıblenizim, ben Yüce Peygamberinizin şereflendirdiği en büyük hatıralarım olan Isra ve Mirac'da yaşadığım şevki, aşkı, vecdi, heyecanı hâlâ unutmadım. En canlı, en diri, en müstesna özellik ve nitelikleriyle hâlâ iliklerime kadar yaşıyorum o demleri.
Mescid-i Haram'dan bana geldi önce, Cibrîl-i Emîn’in eşliğinde, şimşek hızıyla, Burak üzerinde. Ne görkemli bir gelişti o... Ne görkemli karşılamıştı onu fevc fevc melekler ve semalardan inen enbiya ruhları...
Bu müstesna hatıraları unutmak mümkün mü dersiniz? Ama olmaması gereken ne biliyor musunuz? Bu müstesna, bu kadar canlı hatıralarla yâd ellerde kalışımdır, olmaması gereken.
Beni yaban ellerde daha ne kadar bırakacaksınız?
Biliyorum, siz de istemezsiniz bu ayrılığı; buna kader diyebilirsiniz. Ama sizin de tekrar bana kavuşmak için, kendimi bulmamı sağlamak için çalışıp çabaladığınızı, yorulup didindiğinizi görmek, bilmek ve güzel sonuçlarını devşirmek istiyorum.
O Yüce Peygamber göklere yükselirken ben de yeryüzündeki köklerimden kopup onun arkasından gidebilmiş olmayı, göklere onunla yükselip ondan ayrılmamacasına onun arkasından yürüyebilmiş olmayı ne kadar arzu ederdim.
Bana selamlar getirmişti biliyor musunuz? Kabe’den, yeryüzünde Allah’a ibadet etmek için kurulmuş olan o “Atîk Beyt’ten” yani özgürlük evinden, özgürlüğün ilk ve en büyük kaynağı olan o Ev’den selamlar getirmişti bana. Şu yalnızlık dolu, esaret dolu, keder dolu günlerimde –ki dile kolay, kırk yıldan bu yana bu halim gittikçe katmerleşiyor- oradan bana Yüce Rasul’ünüzün getirdiği sevgi, şefkat ve atıfet dolu o selamlar var ya… İşte bu günlerde o selamlar benim için sığınılan bir limandır.
Özgürlüğün, huzur ve esenliğin taşıyıcısı o selamlar var ya…. Onların bereketinin benim de birgün gelip gerçekten özgürlüğümü hazırlayacağını, sizin kendi özgürlüğünüzü benim özgürlüğüm ile aynı doğrultuda seyretmesini mukadder olduğunun şuuruyla bu uğurda günü gelince yoğun bir faaliyete girişeceğinizi ümit ediyor, hatta inanıyorum, hatta bunun belirtilerini fark bile edebiliyorum.
Tarihin, tarihimin uzun geçmişinden bu yana benim öncüm olan Özgürlük Evi’mizde hep selamlaşıp durmuş, ona hep saygı durmuş, kendimi hep onun izinden gidiyor görmüşümdür.
Beni en çok ne etkilemişti biliyor musunuz? Yüce Peygamber’inizin vefakârlığı…
Ondan ne kadar etkilenmişim bir bilseniz… O kadar vefakârdı ki, ne büyük atası İbrahim’in Kâbesi’nden vazgeçebiliyor, ne de kendisine en yakışan ibadetlerden biri olan namazda bana yönelmekten uzak durabiliyordu. Sırtını Yemen’e doğru dönerken, yüzünü yalnızca Özgürlük Evi’ne değil bana da dönmüş oluyordu.
Medine’ye hicret etti Yüce Rasul, yine de kıblesi bendim, O’nun ve ümmetinin. Bu arada Özgürlük Evi’ne yönelmenin özlemini çekmiyor değildi. Ama onun vefakârlığı o kadar ileri derecede idi ki, O’nun da, benim de razı olacağım Allah’ın emri gelinceye kadar, bana yönelmesini sürdürdü.
Ruhum, hep Özgürlük Evi ile birlikte yaşadı, hep Yüce Peygamber’in hatıralarını dipdiri yaşattım, bir anını, bir karesini dahi hafızamdan yitirmeden hep yaşattım.



