ÖLEN HALEP DEĞİL İNSANLIĞIMIZ
İdris Gökalp · 02.02.2017 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Halep mi ölüyor yoksa insanlığımız mı? Gözyaşlarımız yeter mi söndürmeye ateşi bilmiyoruz ama yüreğimiz çok acıyor.
Acıyı anlatan ne kadar kelime varsa artık sessizliğe bürünüyor. Son yüzyılın en büyük katliamlarından biri şu anda Halep'te yaşanıyor.
Ülkenin en büyük ticari şehri ve İslâm dünyasının en kadim şehirlerinden biri olan Halep; bugünlerde İran, Rusya, Irak yönetimi, Suriye ve Hizbullah’tan oluşan koalisyonun imha edici saldırıları altında.
Bu durum karşısında elimizden bir şey gelmiyor olmasından utanıyor; adeta yüreğimiz parçalanıyor.
Günümüzde Suriye’de, bilhassa Halep’te yaşanan insanlık dramına gösterilen duyarsızlık Mehmet Akif’in şu feryadını hatırlara getiriyor:
Tükürün milleti alçakça vuran darbelere! Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere! … Medeniyet denilen maskara mahlûku görün! Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!
Modern çağın insanlığa veda eden kupkuru vicdanına yazıklar olsun.
Halep’te toptan insanlık ölüyor, tarih ölüyor, gelecek ölüyor, her şey kör bir kötülüğün en canlı hedefi hâline gelmiş. Söz hükümsüz, analizler ölüdür artık. Halep’te çocuklar ölüyor!
Çocuklar ölüyorsa, paramparça oluyorsa narin bedenleri ve dört bir yana saçılıyorsa yağmurdan bile küçük olan elleri; evet batsın bu dünya! Çocuklarını öldüren bir dünya asla helal bir dünya değildir. Asla ulvi, kutsal ve değerli bir dünya değildir.
Ey toprağın altındaki diriler geri dönün! Çünkü toprağın üstündeki insanlar çoktan öldüler.
Ümmet, evet, koskoca ümmet kahredici bir suskunluk içinde. Çökertilmeye çalışılanın ümmetin iradesi olduğundan şüphemiz yok. Suriye’de yaşanan bütün bu acılar ‘terör’, ‘terörist’ kavramlarını adeta anlamsız hale getirmiş durumda.
Yüzyılın en büyük katliamı bütün dünyanın gözleri önünde yaşanıyor ve televizyon ekranlarında günübirlik tüm dünyaya servis ediliyor. Ancak hiç kimse bunu tersine çevirecek ya da durduracak somut bir adım atamıyor.
Suriye’de hakkı batıldan ayıran bir “Furkan savaşı” yaşanıyor. İran'ın Orta Doğu'yu Şia bölgesine ve toprağına çevirme hususunda çok istekli olduğu, hatta bu uğurda gerekirse bütün Müslümanların kanını dökmeyi mubah görecek derecede şovenist bir din/mezhep politikası güttüğünü öğrenmiş olduk Halep’i görünce. Rus'un ve ABD'nin arka çıktığı İran'ın hadsiz, vahşi güç mücadelesine karşı Suriyeli mazlum ve mücahitlerin yanında olmanın mezhepçilik olmadığını da öğretmek lâzım ülkemin vicdan fukarası hümanistlerine.
Sosyal medya Suriye'deki acıyı sıradanlaştırdı, tepkisiz yığınlar oluşturdu maalesef. Adana’da yangında can veren kızlarımız nasıl yürek yaktı? Bir de Halep'i düşünün. Halep her gün böyle.
Bizler halk olarak dua etmekten veya birkaç kuruş yardım etmekten öte bir şey yapamamanın acısını ve üzüntüsünü yaşıyoruz. Halep ölüm saçan bombaların altında yanarken içimizden bir parçanın koptuğunu hissederek kahroluyoruz.
Üzüntülüyüz, öfkeliyiz. Halep'te yaşanan soykırım karşısındaki egemen şeytanı güçlerin ikiyüzlülüğü ve sahtekârlığı kara bir leke olarak kalacaktır. Halep bombalanırken aslında bizim de yüreğimiz ve ciğerimiz yanıyor. Fakat biz gönülden inanıyor ve iman ediyoruz ki, Rahim olan Allah, mazlum ve mücahit kullarına mutlaka yardımını ve rahmetini ulaştıracaktır. Bütün imkânlarını tüketen bu topluluğa Kahhar olan Allah, düşmanlarını kahrederek yardım edecektir. Buna olan inancımız tamdır!



