TÜRKİYE'NİN KARŞI KARŞIYA KALDIĞI MESELELER
Kâzım Sağlam · 23.10.2017 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Türkiye, Birinci Cihan Harbi’nden bu yana bu kadar problemi aynı anda yaşamamıştır. Bir asırdır karşı karşıya kaldığımız her bir problemin birkaç katı kadar problemlerle yüz yüzedir ülkemiz.
Bu durum; Türkiye’nin yanlışları yüzünden mi olmuş, yoksa dünya yeni bir düzenlemeye mi gidiyor, burada Türkiye’ye yeni bir yer biçilmek mi isteniyor, idareciler/Türkiye buna razı olmuyor dünya küresel güçleri baskı yaparak dize getirmek istiyorlar da onun için mi bütün bunlar oluyor.
Ortada bir problem varsa, ki vardır, bunu etraflıca irdelemek ve sebeplerine inmek gerekecektir. 1950’den bu yana Türkiye’nin içinde bulunduğu ve karşı olduğu tarafların nerden nereye geldiklerine bakmadan anlamak mümkün değildir.
İki kutuplu dünya oluştuğunda Türkiye bilmecburi -Rusya’ya karşı kendini korumak ve ülke bütünlüğünü muhafaza etmek için- batı ittifakına dahil oldu. Hür dünya denilen Batı bloku -NATO- içinde yerini aldı.
1950’li yıllarda kurulan düzen 1990’lı yıllarda yıkıldı ve yeni bir dünya sistemi kurulmaya çalışılıyor, bu yeni düzenin ne olduğu henüz net ortaya çıkmış değil. Her ülke kendi gücü nisbetinde yeni yapılanmada yer almak ve etkin olmak istiyor. Eski bütün ittifaklar bozulduğu için kim kimin yanında kim kime karşı karışık. Ne sosyalist-komünist blok ortaklığı kalmış ne de batı bloku olan NATO ittifakı kalmış, kağıt üzerinde var gibi görünse de fiiliyatı yok hükmündedir. NATO ve benzeri uluslararası kuruluşlar ABD’nin keyfi uygulamaların dışına çıkamıyor.
1990’lı yılların başında kısmen inisiyatifi kaybeden Rusya toparlanıp atağa geçti ve eski peyklerine aldırmadan yeni yeni ataklarda bulunuyor. Sıcak denizlere inmiş durumda ve Ortadoğu’da söz sahibi olmaya başladı. Sadece Ortadoğu’da değil, Doğu Avrupa’da, Türkî cumhuriyetlerde, Hint alt kıtasında, Afrika’da etkin siyaset güdüyor. Zaman zaman İran’la gerektiğinde Türkiye ile ortak siyaset yapmayı da ihmal etmiyor. Tabii Türkiye için Rusya ile iş tutmak daima riskleri beraberinde taşıyor, güvenli bir liman değil.
ABD artık Türkiye gibi eski müttefiklerine ihtiyaç duymuyor, yerel ve noktasal ittifaklara girerek gücünü göstermekten çekinmiyor. Fason çalışıyor, parça başı iş yürütüyor, hangi ülkeye saldıracaksa ona göre bir partner buluyor, onunla ittifak kuruyor. Aslında buna ittifak da denilmez geçici bir menfaat için herhangi bir devletle o da olmazsa bir terör örgütü ile iş tutarak işini/siyasetini yürütüyor. Kendince neticeye varınca yaptığı işbirliğini hemen unutuyor yeni hamlesi için yeni bir ittifaka veya bir maşaya yaslanıyor. Bu işbirliğinin geçici ve anlık olduğunu hem ABD hem de onunla iş tutan onun maşalığını yapan devlet(!) veya örgüt de biliyor.
ABD’yi küresel çapta sıkıştıracak bir büyük güç olmadığından bu kadar rahat ve pervasız davranıyor. Yarın ABD’yi korkutacak siyasetine engel olacak bir küresel güç ortaya çıkarsa tekrar eski müttefiklerini hatırlayabilir ama artık eski güven kalmamış bundan böyle hiçbir devlet başka devlete eskisi gibi bel bağlamaz. Belki de asıl olan buydu yani hiçbir devlete tek başına bel bağlamamaktı da Türkiye bunu geç anladı veya yeni böyle bir ortam oluştu.



