ÜLKE-BÖLGE-DÜNYA
Kâzım Sağlam · 20.12.2017 · 6 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026İslam dünyası, dünya siyaseti ve hâkimiyetini etkileyen yeryüzü coğrafyasında bulunmaktadır. Bu coğrafya, dinlerin çıktığı ve yayıldığı coğrafyadır. Dünya seyr u seferinde, bu coğrafya, odak noktasıdır. Dünya hâkimiyeti bu coğrafyaya hâkim olmaktan geçer.
Teknolojinin gelişmesi, iletişimin hızlanması, coğrafi keşifler, uzayın kullanılır hale getirilmesi, uydu hâkimiyeti, küreselleşen dünya… bütün bunlar İslam coğrafyasının ehemmiyetini yok edememiştir.
Elan bile bu coğrafyaya hâkim olan dünyaya hâkim olabiliyor, İslam coğrafyasında etkisini kaybeden dünya hâkimiyetini de kaybediyor.
Bu coğrafya üzerinde yaşayan ülkeler, bu denli önemli bir coğrafyanın nimetlerinden ve konumundan faydalanma yerine, coğrafyamıza göz diken büyük güçlerin baskısı altında eziliyorlar. Çünkü bu konumu değerlendirerek kendi lehlerine çevirebilme ufkuna ve gelecek tasavvuruna malik değildirler.
Bu hususta; ülke-bölge-dünya arasındaki bağa ve iç içe giren ilişkilerine bakmamız gerekecektir.
İslam dünyası şimdilik; 57 ülkeden oluşur. Bu ülkelerin coğrafyaları bitişiktir, tarihleri ana hatlarıyla ortaktır. Ortak bir üst kimlikleri vardır: İslam. Birlikte hareket ettikleri zamanlarda neler yapabileceklerini bilmektedirler.
İslam dünyası, ortak ve zengin bir kültüre sahiptir. Engin devlet tecrübeleri vardır. Doğunun ve batının idari ve kültürel birikiminden yararlanarak oluşturdukları devletler, (Emevi-Abbasi-Osmanlı) tarihte nasıl bir yer edindiklerinin tecrübelerine sahiptirler. Kendilerini ayakta tutan ve dünya siyaset sahnesinde etkin kılan düşüncesini de bilirler.
İslam ülkelerinin her biri, genel İslam âlemine bir katkı, bir renk ve zenginlik katar. Her bir ülkenin insanlığa sunacağı iyilikleri ve yücelikleri vardır. Her bir ülkenin yer altı ve yer üstü zenginlikleri vardır. Her bir ülkenin yetişmiş genç nüfusu vardır. Her bir ülkenin kendine ait özelliği olan bir coğrafyası, toprak parçası vardır.
Halkı Müslüman olan İslam ülkeleri, başlarını kaldırıp nerede yaşadıklarını, yani coğrafyalarını iyi bir tanımalıdırlar. Bu coğrafyanın özelliği ve dünya siyasetindeki yeri nedir? Görmeleri elzemdir. Her bir ülke bunu kendi ülkesi için de yapmalı ve bütün bir coğrafyamız için de.
Her bir İslam ülkesi ayrı ayrı gücünü ve yapabilirliklerini iyice bilmelidir. Bu gücünün neye kadir olduğunu ölçebilmelidir. Hamaset ve tarihe sığınarak bunu abartmamalıdır. Tarih ve geçmiş tecrübe, bugünü inkâra vesile olmamalıdır. Tarihî tecrübe bir tecrübedir, tecrübe bugüne yarayabilirse bir değer ifade eder.
İslam ülkeleri kendilerini bir bölge olarak görmelidirler, her bir ülke kendini ayrı ayrı dünya devletlerinden bir devlet görmeye başlarsa, bunun neticesi, komşusunu yok sayarak dünya hâkim gücüne veya güçlerinden birine yaslanarak hayatiyetini sürdürmeye başlar. Böyle bir siyaset, bölgede işbirliği ve ortak siyaset yürütmesine müsaade etmez. Bu konuda, İslam ülkeleri arasında nisbetin güçlü devletlere daha fazla iş düşer. Onlar kendi güçlülüklerini bölge İslam devletlerine karşı kullanarak onları ezmeye ve kimliklerini, kültürlerini, birikimlerini küçümserlerse, o ülkeler de zaten avını bekleyen avcılar misali hazırda bekleyen güçlü dünya hâkim güçlerinden birine sığınırlar, sığınmakla kalmazlar, komşusundan intikam almaya başlarlar. Tarihî birlikteliklerini unutup tarihî düşmanlıkları öne sürerler ve aralarındaki ipler de kopmaya başlar.



