• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

HİKMET

hikmet

Hikmeti, anlamak ve hikmetli davranabilmek için biraz farklı yönleriyle ele almaklığımız icabeder, bu bağlamda; lügat, tasavvuf ve tefsire… müracaat edeceğiz.  Hikmet; Bilgelik, hüküm, hükûmet ve sağlamlaştırmak. Yüce Allah’ın her şeyi yerli yerince yaratması, layık olduğu yere koyma sırrı, âlemin insanlar tarafından anlaşılamayan sırrı. Eşyanın hakikatini olduğu gibi bilme.

Gizli sebep. Hak ve hakikate uygun kısa ve manalı söz. Adalet, ilim, hilm, rehberlik eden akıl, ledün ilmi….

Hikmet; Arapça; حِكْمَةٌ çoğulu حِكَمٌ, kök olarak حكم = h-k-m, den gelir. Bu kelime; hükmetmek, ata gem takmak, menetmek, olgunlaştırmak, sağlamlaştırmak, suçu tahkik etmek, ilim, anlayış, kavrayış, idare etmek, yaşlı olmak, veciz söz söylemek… (Hayrettin Karaman- Bekir Topaloğlu Kamus)

Birini fesattan menetmek, tecrübe kazanmak, tasarrufta bulunmak, hal-durum, tevile muhtaç olmayan açık…
Ragıp; ıslah etmek, düzeltmek maksadıyla menetmek, engellemek, anlamında olduğunu söyler. Bir tür gem ve suluğun zincirine de bu fiil kullanılır. Hükmetmek, hüküm vermek, muhkem kılmak, doğru hüküm, Kur’an’ın tefsiri…

Kınalızade: “Hikmet; dış dünya kendi nefsinde (özünde) ne halde ise, o hal üzere bilmektir. Lakin insan takati kâfi geldiği ve gücü yettiği kadar.” Diye tarif eder. Muhammed Abduh, Tefsirinde hikmeti; sağlam bilgi diye anlar. İmam Gazzali, faziletler dörttür. Birincisi hikmettir; onu ayakta tutan tefekkürdür…” hikmeti faziletten sayar ve tefekkürle eş tutar. İmam Şafiî; hikmet sünnettir der. Seyyid Kutup; adalet, denge duygusu, sebep ve sonuçları kavrama yeteneği, doğru yola ulaştıran aydınlık görüş yeteneği… kısacası Allah’ın bize gösterdiği salih ve doğru yol, diye tarif eder.

Konuyu; “Allah dilediğine hikmet verir, hikmet verilene ise pek çok hayır verilmiş demektir. Ve bunu ancak üstün akıllılar anlar.” (Bakara 269) ayeti ışığında Elmalı Tefsirinden özetleyerek izah etmeye çalışalım.

Hikmet: Kötülükleri engelleyecek ve önleyecek, faydaları sağlayacak sebepleri ve hikmetleri, hükümranlıkları, gerçeğin bilgisini, iradeye bağlı olan sevap kazandıracak işleri yapabilme gücü. Faydalı şeyler yapmayı yalnızca kendine ait kılmakla yetinmez de akıl sahiplerinden dilediğine dahi verir. Çünkü hikmetsiz binde bir hayra erilirse, bir hikmet ile binlerce hayra erilir. Hikmet dünya ve ahiretin hayrını içine alır.

Demek ki hikmete ermek için vermek yetmez, almak da gereklidir. Veren Allah keremi geniş olduğundan, herhangi bir şarta da bağlı ve muhtaç değildir, ama alacak olan kul şarta bağlıdır. Hikmete ermenin başlangıcı düşünmedir. Bu da temiz akıl ve temiz kalb ile olur. Bundan dolayı akıl ve iyi seçim hikmetin şartı, düşünce de başlangıcıdır.

Hikmet düzeninde olayların cereyan şekli, kulun istek ve iradesi yanında ilâhî iradenin de o yönde tecellî etmesiyle meydana gelir. Bir bakımdan vehbî, (Allah vergisi) bir bakımdan kesbî (kazanmakla ilgili) sayılır. Kulun iradesi adî sebep, ilâhî irade gerçek ve geçerli sebeptir. Önünde ve sonunda ilâhî irade bulunmadan hiçbir şey meydana gelmez. Kulun iradesi bağlantı kurmaya yarayan bir küçük yoldur.

Mastar olması bakımından, aslında kötülükleri ortadan kaldırmak, iyilikleri elde etmek manası vardır ki; hüküm ve hükûmet, sağlamlık ve muhkemlik hep bu kökten alınmıştır. Her nerde kötülüğü gidermek ve iyiliği elde etmek varsa, işte orada hikmet manası vardır.

Anlam bakımından hikmet sözü, fayda sözünden daha özel bir anlam ifade eder. Sebep kelimesinden daha geniş anlamlıdır. Zira hikmet, sebepten önce olabildiği gibi, nihai hedeften sonra da olabilir. Hikmet, kesinlikle sonucun sebebe irca edilmesi, tutarlı ve sağlam bir ilişki anlamı ifade eder, bilimsel veya amelî herhangi bir doğru karara da hikmet denilir.

En genel anlamda hikmet, fayda, yarar ve ihkâm anlamlarından dolayı her güzel bilginin ve her faydalı işin ismi olmuştur. Bununla beraber pratik ilimlerle ilişkisi, teorik ilimlerden daha fazla olduğu gibi, doğrudan doğruya amele tahsisi de ilimden daha fazladır. Güzel ameller içindeki yeri de ilme yöneliktir. Yani bir işi körü körüne değil de, önünü sonunu düşünerek ve ondan doğacak bütün tehlikeleri bertaraf etmeyi gözeterek yapmak demektir.

Hikmetin hakikati, başlangıcında ilmî anlamda, sonucunda ise amelî anlamda her iki yönünün birlikte bulunması demektir. Hikmet hem bilgi, hem de iştir: Bilmek ve bildiğiyle amel etmektir. Bu ikisini birlikte yürütemeyene hakîm denilmez.

[Elmalılı; farklı ilim adamlardan derleyerek hikmete 23 anlam verir.]

Hâsılı hikmet,

1. İlim ile iradenin karşılıklı işbirliği sonucu fiil sahasına çıkması ve o fiilin de kendisinden bekleneni sağlamasıdır.
2. Bir başka deyişle hikmet, ilim ile sanatın birleşmesidir.
3. Hikmet; ilim ve fıkıh demektir.
4. Hikmet varlıkların özündeki mâniaları anlamaktır.
5. Hikmet, Allah'ın emrini anlamaktır.
6. Hikmet, genel olarak anlamak demektir. Hikmetin en genel anlamı anlamaktır.
7. Hikmet, icad demektir.
8. Hikmet, varlık düzeninde her şeyi yerli yerince koymak demektir.
9. Hikmet güzel ve doğru işlere yönelmektir.
10. Siyasette, insanın gücü yettiği kadarıyla Allah’ın emirlerine uygun çalışmasıdır ki, bu da ilmini bilgisizlikten, icraatını zulüm ve haksızlıktan, ikram ve ihsanını cimrilikten, hoşgörüsünü bunaklıktan arındırmak ile mümkün olur.
11. Hikmet, Allah'ın ahlâkı ile ahlaklanmaktır.

“Doğrusu sen büyük bir ahlâk üzere yaratıldın.” (Kalem, 68/4) buyuruldu. Bu âyet de bunun canlı bir örneğini göstermektedir. İlahî ahlâk veya büyük ahlâk adı verilen şeyin Kur'ân ahlâkı olduğu da tefsirlerde açıklanmıştır.

Bir bilgiye hikmet denebilmesi için üzerinde faydalı bir işin eserinin görülmesi gerekir. Herhangi bir faaliyete hikmet adı verilmesi de hem ilmî temellere dayanması ve ilmin gereklerine uygun olarak ortaya konması, hem de kötülüğü ve zararı amaçlamamış olması gerekir.

Ve âlemde görülen hikmet, mutlak hakîm olan Allah'ın gücüne ve hikmetine şahittir. Ve insandaki hikmetin temeli de işte O'na iman etmek, O'nu tanımaktır. İnsan hikmetinin amacı da O'nun kurduğu düzendeki incelikleri, o düzenin kanun ve kurallarını ve sebep sonuç açısından işleyiş şeklini anlamaya çalışmak, ona uygun davranmak, onun ahlâkıyla ahlaklanmak ve her işinde doğru ve faydalı olanı yapmaktır.

Bu nokta, müminin Allah'a tevekkülünün, yüce gücüne ve mucizelere imanının temelidir. Burada akıl değil, yalnızca iman hakimdir.

Diğeri ise şimdiki zamandan ezele, ezelden ebede doğru zincirleme olarak akıp giden bir sebepler ve sonuçlar ilişkisidir ki, bunda bütün varlıklar birbirlerine tutunarak bir bütün hâlinde yaratılışın başlangıcı ve sonucu itibariyle Allah'a dayanır. Bu da ilâhî hikmet meselesidir ve akıl ile ilmin alanıdır. İnsanoğlunun hikmeti, genel ve özel karakterli bu iki türlü ilişki ve bağlantının gözetilmesine uygun düşecektir. Bu ikisi birlikte gözetildiği takdirde akıl ile kalb birleşecektir.

Daha sonra bu düşünce ve o hikmet ilâhî feyzin de yardımı ile insanda bir meleke oluşturur ve nihayet insan derecesine göre, ilâhî ahlâk ile ahlaklanır. Pratik aklı gelişir, kuvvetlenir; dolayısıyla bildiği ve yaptığı şeyler gerçekten ve doğruluktan şaşmaz olur.

Şu halde düşünceyle pratik bilgiye sebep olması bakımından, hikmetin ön şartı sayılabilir. Bunun için nazarî ilim, hikmetin başlangıcı sayılarak “nazarî hikmet” adını almıştır. Lâkin yalnızca nazarî bilgiye saplanıp kalmak, yolunu şeytana kestirmek demektir; bu olsa olsa filozofluktur. Yani hikmetin kendisini değil, hikmetin lafını etmektir.
Zira ilim ve marifet pek yüksek bir şey olmakla beraber, lafta ve uygulama dışı kaldıkça ya da uygulamada onun tam zıddı ortaya kondukça, boşuna bir uğraştan başka bir şey olmaz. Amel denilen şey olmasaydı, bilginin bilgi olduğu gerçekleşemezdi.

İlimsiz amelin hikmet olamayacağını bilhassa vurgulamak (gerekir).

Böylece akıldan sonra, anlamak ve düşünmek hikmetin şartı olduğundan pratik bilgiden önce nazarî bilginin dahi insan hikmetinin bir cüz'ü değilse bile bir başlangıcı olacağı ve bunun mutlaka pratik bilgiyi, onun da faydalı ve hayırlı olan ameli hedef tutması ve “Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyat, 51/56) âyetinde de işaret buyurmuştur

Aslında nazarî anlamda hikmet, objektif ve sübjektif yönleriyle varlıktaki ilâhî kanunların akış şeklini gözlem konusu yapmak ve onlardan düşünüp bir sonuç çıkarmaktan meydana gelir. Kâinat bir hikmet kitabıdır. Kur'ân ise bu hikmetin ilâhî dille oluşumunu anlatır ve hatırlatır. Kâinat bir hâl, Kur'ân ise bu hâlin başı ve sonudur; akıl sahipleri şimdiki hâli görüp, öncesini ve sonrasını da akılla kavramaya çalışmalı ve böylece hikmete ermelidir.
Bu bakımdan hikmetin başlangıç noktası ilim, ortası din, ibadet ve tâat, sonu da ahiret mutluluğudur.

12- Hikmet, Allah'ın emirlerini düşünmek ve ona uymaktır.

13- Hikmet Allah’a taat, fıkıh ise din ve ameldir.

14- Hikmet bir nurdur ki, vesvese ile gerçek makam arasındaki fark bununla kestirilir.

15- Doğru ve hızlı karar verebilmektir.

16- Doğruya iletmektir.

17- Ruhların sükûn ve güvenliğinin son durağıdır.

18- Sebepsiz işarettir. Yani öncesinde herhangi bir illet ve sebebe bağlı olmadan, Hak Teâlâ'dan kayıtsız şartsız vârid olan, içinde şek ve şüphe, zaaf ve fesat ihtimali bulunmayan, niçin ve neden diye sormaya hacet bırakmayan işarettir.

19- Bütün hallere hakkı tanık tutmaktır.

20- Din ve dünya düzenidir.

21- Ledünnî ilimdir.

22- İlham vârid olması için sırrı saklamaktır.

23- Bunların hepsidir.
……………………..


İlim ve amel, akıl ve irade söz konusu edilirken, hakikatte ikisinin birleşme noktası olan vicdandaki duyguları hesaba katmamak doğru olmaz. Çünkü “Dilediğine hikmet verir, hikmet verilene ise pek çok hayır verilmiş demektir. Ve bunu ancak lüb (özlü akıl, iyi kavrayış) sahipleri anlar.” (Bakara 269) ayetindeki “lüb” kavramıyla aklın bu özüne işaret edilmiştir. Bilincin bilinci demek olan vicdan, nefsin kendini kendinde olduğu gibi bulmasıdır ki; bunun aşamaları nefsin, zamanın akışı içinde kendi varlığını tanımasını sağlar. Her nefis, kendi vicdanına bir göz atışta, kendi varlığının ikilik içindeki birliğini görür ki; biri bulan nefis, öbürü bulunan nefistir.

Kalb denilen şey de işte nefsin bu birlik merkezidir. Yürek denilen cismanî kalb, bedendeki dolaşım sisteminin, sinirlerin ve adelelerin çeşitli dokularına sahip olduğu gibi; ruhanî kalb de böyle bir çalışma ve iletişim sisteminin merkezidir. Cismanî kalb nasıl periyodik hareketlerle sürekli olarak bir açılıp büzülme nöbetini tekrarlıyor ve cismanî hayat onun bu açılıp büzülmesi sayesinde sürüyor ve ona borçlu bulunuyorsa, ruhanî kalb de böyle bir manevî açılıp kapanmanın sürüp gitmesi içinde varlığını sürdürür. Manevî hayat bu bir anlık atışların merkezi olan vicdana borçlu olarak varlığını sürdürür. Her iki manasıyla hayatın kökü, kalbin temayüllerine ve atışlarına bağlı kalır. Cismanî kalbin açılıp büzülmesi, akciğerlerin havadan nefes alıp vermesinden görünüşte nasıl bir güç alıyorsa; iç dünyamızda ruhanî kalb de açılıp büzülmesinde “ruh-ı emrî” ile rahmâniyetin nefeslerinin yardımından feyz alır. Rahmanî nefeslerin çekilmesi bir büzülme, akışı ise bir genişleme ve ferahlama ifade eder. Buna ruh ilminde “kabz ve bast hali” adı verilir: “Allah kabzeder, basteder.” (Bakara, 2/245) ayeti buna işaret eder

Hâsılı hayat gerek dışta, gerek içte Hak ile böyle sürekli bir alış veriş içindedir. İnkıbaz (kabz)hâlinin sürüp gitmesi bir hastalık (melankoli) demek olduğu gibi inbisat(bast) hâlinin de sürüp gitmesi yine bir hastalıktır. İnkıbaz-ı küllî de, inbisat-ı küllî de ölüm demektir. Biri boğar, biri çatlatır. Sağlıklı hayat kalbdeki inkıbaz ve inbisatın nöbetleşe olarak sürüp gitmesinde; kâh elem, kâh haz şeklinde durmadan değişmesindedir. Geleceğe göre hikmet, ümitsizlik ile ümidin dengede durmasında, ümitle korku arasında (beyne’l-havfi ve’r-reca) kurulan uyumdadır ve bu uyumun sağlamlığındadır.

….

Seyyid Kutub;

“Hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona çok hayırlı bir şey verilmiş demektir.Ve bunu ancak lüb (özlü akıl, iyi kavrayış) sahipleri anlar.” (Bakara, 269)

Ona, adalet ve denge duygusu verilmiştir, fuhşa dalıp haddini aşmaz. Sebep ve sonuçları kavrama yeteneği verilmiştir, işlerin değerlendirmesinde sapıtmaz. Hareket ve davranışlarında kendisine doğru ve salih olana ulaştıracak aydınlık görüş yeteneği verilmiştir. Ve daha bunun gibi nice hayırlar...

“...Özlü akıl sahiplerinden başkası anlamaz.”

Özlü akıl sahibi; düşünüp unutmayan, uyanık, gafil olmayan, ibret alıp tekrar sapıklığa dalmayandır. Aklın görevi budur. Onun görevi, hidayete ilişkin ilhamları ve kanıtları düşünmek ve bunlardan yararlanıp umursamaz ve gafil olarak yaşamamaktır.

Allah’ın, kullarından dilediğine verdiği bu hikmet, O’nun dilemesine bağlıdır. Bu, İslâm düşüncesinin temel kurallarından biridir; her şeyi yüce Allah’ın mutlak ve serbest iradesine bırakma... Bu arada Kur’an-ı Kerim hidayeti isteyerek gerektiği biçimde çabalayıp didinenlerin kalbine yüce Allah tarafından bundan yoksun bırakılmayacaklarına ilişkin bir başka gerçeği yerleştiriyor; “Bizim uğrumuzda çaba sarf edenleri muhakkak yollarımıza hidayet ettiririz. Şüphesiz Allah ihsan edenlerle beraberdir.”

Allah’ın hidayetine yönelen herkesin, Allah’ın bu gayretlerinin karşılığını ve nasiplerini vereceğini ayrıca onlara hikmet verip böylece birçok iyilikler bahşedeceğini bilsin ve kalpleri mutmain olsun diye bu gerçek açıkça ifade edilmektedir.

Yüce Allah’ın “Şeytan sizi fakirlikle korkutmakta ve size fuhşu emretmektedir. Allah ise kendinden bir mağfiret ve bolluk vaadetmektedir. Allah’ın lütfu geniştir ve her şeyi bilendir.”... “Hikmeti dilediğine verir...” sözü hakkındaki konuyu iyice anlamamız gereken bir başka gerçek daha var;

İnsanın önünde bir üçüncüsü bulunmayan iki yol vardır... Allah’ın yolu... Şeytan’ın yolu... Ya Allah’ın vaadine kulak verecek ya da Şeytan’ın... Kim Allah’ın yolunda yürümez, O’nun vaadini dinlemezse, Şeytan’ın yolunda ve O’nun vaadine uyuyordur. Gerçek olan bir tek metoddan başkası yoktur. Allah’ın koyduğu bu hayat metodu... Bunun dışındakiler şeytan için ve şeytandandır.

İbn Kesir;
“Hikmeti dilediğine verir..” ayetindeki hikmet; Ali İbn Ebu Talha, İbn Abbâs’tan rivayetle “Kur’an’ı; nâsih ve mensûhunu, muhkem ve müteşâbihini, başlangıç ve sonlarını, helâl ve haramın ve misâllerini bilmek,” ; “Kur’an’dır. Yani tefsiridir.”
Hikmet, sözde isabet (doğruluk). Allah korkusudur; gerçekten Allah korkusu her hikmetin başıdır. Kitâb ve anlayıştır.

Ebu Mâlik hikmetin; sünnet olduğunu söylemiştir.
Mâlik şöyle diyor: “Bana öyle geliyor ki hikmet; Allah’ın dininde bir kavrayış ve Allah’ın rahmet ve fazlından kalblere koymuş olduğu bir şeydir. Bunu açıklayan durumlardandır ki sen bir adamı, dünya işlerine baktığında akıllı bulursun. Bir diğerini de dünya işlerinde zayıf, dinin işlerinde basiretli ve bilgili bulursun. Allah bunu ona vermiş ve diğerinden de mahrum etmiştir. Hikmet, Allah’ın dininde bir kavrayıştır.”

Hikmetin en yücesi ise peygamberliktir.

İmâm Ahmed der ki: Bize Vekî ve Yezîd’in... İbn Mes’ûd’dan rivayetlerinde o şöyle demiştir: Rasulullah (s.a.) ı şöyle derken işittim ; “Şu iki kişi hakkında olanı hariç hased yoktur; Bir adam ki Allah kendisine mal vermiş ve onu hak yolda tüketiyor, bir adam ki Allah kendisine hikmet vermiş ve o da bununla hükmediyor ve onu öğretiyor.”


Ömer Nasuhi Tefsiri;

“Dilediğine hikmet verir. Kendisine hikmet verilmiş olan bir kimse ise muhakkak ona birçok hayır verilmiş olur. Ve bunu ancak halis akıl sahipleri tefekkür eder.” (Bakara 269)
Bu ayet-i kerime, hikmetin kadrini ve onu hangi zatların takdir edebileceğini göstermektedir. Şöyle ki: Allah Teâlâ, kullarından (dilediğine hikmet verir) güzel amele götüren ilim verir, eşyanın hakikatini anlama kudreti verir, İlâhî emirlerin faidelerini, gayelerini anlayabilme kabiliyeti verir, derin anlayış ve fazilet ihsan buyurur. Böyle (kendisine hikmet verilmiş olan bir kimse ise) pek mutludur. Pek büyük bir ilâhî lütfa kavuşturmuştur. Çünkü (muhakkak ona) o kendisine hikmet ihsan buyrulmuş olan zata (birçok hayır verilmiş olur.) Bu sayede ebedî selâmet ve saadete aday olmuş olur. (Ve bunu ancak hâlis akıl sahipleri) temiz düşünüşe, aydın bir ruha sahip bulunan zatlar (tefekkür eder) anlarlar. Bunun büyük bir Allah vergisi olduğunu takdir ederek kulluk görevlerini tam bir şevk ile hoş bir şükran hissi ile ifaya çalışır dururlar. Ne büyük muvaffakiyet!..

Hikmet kelimesi, çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. Kısacası, Cenab’ı Hakka isnat olunan hikmetten murad, bütün cüzî ve küllî şeyleri bilmesi ve bunları son derece sağlam ve kuvvetli olarak icat etmesi demektir. Bu cihetle Cenab’ı Hakkın bir mukaddes ismi de (hakimdir.) insanlara göre hikmet ise eşyanın hakikatini imkân nisbetinde bilmek ve iyiliğe çalışmaktır.

Kâzım Sağlam

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız