15 TEMMUZ BİR MİLATTİR
Medeniyet Yöneticisi · 31.10.2016 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Hani Rabbin meleklere “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamd ederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler, Rabbimiz de “Ben sizin bilmediğinizi bilirim.” demişti. Bilmediğimizi bilen Rabbimiz, daha anne rahmindeyken karanlıklar içinden alıp bizi aydınlığa eriştirdiğinde de,
herkes ümidini kesmişken bizden ümidini kesmediğinde de, zulüm bütün vahşiliğiyle üzerimize gelip bizi boğacakken onu mağlup ettiğinde de şah damarımızdan daha yakındı bize ve “la tahzen” diye buyuruyordu tüm zerrelerimize. “La tahzen, innallahe meana.”
La tahzen; çünkü hüzün yoktu ona kul olanlara. La tahzen; çünkü o varsa hüzün kalkıyordu ortadan. Haddi aşsak da, yüzlerimiz günahlarımızdan yere baksa da “Kesmeyin demişti ümidinizi benden.” Rabbimiz. Öyleyse hüzünlenmek yoktu. Çünkü Allah bizimleydi. Çünkü o kuluna yeterdi. O en güzel vekildi, O kuluna kefildi.
Hal böyleyken Rabbimiz bizlere “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” buyurmuştu. O bizim yanımızda olacaktı her zaman, vaadi bu yöndeydi. Fakat bizi de sınıyordu, biz onun yanında olabilecek miydik daima? Bizi imtihan ettiği zamanlarda da, kalbimiz dara düştüğünde de sığınabilecek miydik onun rahmetine? Bizim şer gördüklerimize rağmen doğruluktan ayrılmayıp mücadele ederek Rabbimiz bunda da bir hayır murad etmiştir diyebilecek miydik her koşulda?
İşte bu toprakların 15 Temmuz imtihanı tam da böyle bir fırsat sunmuştu iman edenlere. Fırsattı çünkü ondan başkası yoktu yanımızda. Fırsattı çünkü Allah yolunda savaşanlara müjdeler vardı. Fırsattı çünkü şer görünendeki hayır için mücadele etme imkânı vardı. İman varsa imkân da vardı. İşte zaman İmanın imkânlarını ortaya koyma zamanıydı. Zaman hainlere, münafıklara, bu toprağın bağrında beslediği yılanlara dur diye haykırabilme zamanıydı. Zaman kaybetmedi iman dolu göğüsler. Zaman bir gergef işliyordu, hüzün yürekleri teslim almaya çalışıyordu ama bu toprakların evlatları hüzünlenmiyordu. Çünkü “La tahzen innellahe meana.” diyordu Yaradan.
Korkmadan, yılmadan, kaçmadan; münafıklara, arkalarındaki kâfirlere ve hainlere imanı dışında hiçbir silahı olmayan bu yiğitler karşı durdu o uzun gecede. Şehadet için koşar adımdı herkes,hiç kimse ardına bile bakmamıştı. Bir an bile tereddüt etmediler. Çünkü biliyorlardı ki dava İslâm’ın davasıydı. Dava İslâm’ı ayakta tutmaktı. Son kalelerden biri olan bu toprakların mukaddesatını korumaktı. Dava İslâm’ın izzetini Müslüman görünümlü münafık hainler eliyle kâfirlere çiğnetmeme davasıydı. Ve bu davanın sahibi yardımı müjdeledi o uzun gecenin ardından. Dünyaya bir kere daha haykırdı iman dolu yürekler: Zafer inananlarındır.
Elbette bu yol uzun, meşakkatli ve tuzaklarla dolu. Ama değil mi ki bu davanın yüceler yücesi bir sahibi var. O sahibe kul oldukça, İslâm’ın izzeti için canlarımız ortaya konuldukça yardım muhakkaktır. Nur tamamlanacaktır.
Zaferin ve yardımın ancak ondan olduğunu bildikten sonra seferden dönmek yoktur inanlara. Bu dünya hayatının gerçek âlem için bir sefer olduğunu bilen ve buna göre yaşayan gönüller için mükellefiyettir sefer. Bir kere “ol” demiştir Yaradan bezm-i elestte bizlere ve hemen ardından Hz. Peygamber’in bile ağırlığını ifade ettiği gibi “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” buyrulmuştur. Doğru yoldan ayrılmadan, seferden kaçmadan, zafer ödülünü beklediği için değil yola revan edildiğini bildiği için, sefer müminindir, Zafer ise Rabbimizin. Bu yüzden Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in veciz sözünde belirttiği gibi “Tarihi Allah yazar. Biz sadece duracağımız safı belirleriz.” İşte 15 Temmuz gecesi doğru yolda birleşen saflar bir kez daha İslâm coğrafyasına dair umutların tazeliğini göstererek ümmetin dirilişine selam etmiştir bu topraklardan.



