6 SORUDA AİLE - HAYRETTİN KARAMAN
Medeniyet Yöneticisi · 04.08.2020 · 10 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
1) Kadim medeniyet anlayışımızda aile, dört duvar arasında sıkışıp kalmış ve birkaç bireyden müteşekkil topluluk demek midir? Yoksa aile çok daha büyük ve derin anlamlar mı içermektedir? Nedir ailenin yeri ve önemi?
2) Köklü medeniyetlerin köklü aile kurumları vardır. Asr-ı Saadet'ten Endülüs'e, Selçuklu'dan Osmanlı'ya vs. bu hep böyle olagelmiştir. Ne var ki bugün bu kurum çatırdamakta ve sarsıntılar geçirmektedir. Sebep ve sonuçları hakkında neler söylenebilir?
3) Türkiye'nin, Batılılaşma serüveni ile ülkeye Batı kültür ve medeniyetinin değerlerini kabul ettirmede aileye bir rol mü biçilmiştir? Nasıl?
4) Ailede yaşanan krizleri esasında bir medeniyet krizi olarak mı görmek gerekir?
5) Kadın erkek eşitliği, feminizm, toplumsal cinsiyet eşitliği, sekülarizm, laiklik, demokrasi gibi kavram ve anlayışlar ile dizi, film, sinema, sosyal medya, internet, televizyon gibi teknolojik ürün ve aletlerin aile kurumuna etkisi nedir? Bunları tehlike olarak görüyor musunuz? Neden?
6) Modern egemen dünyanın yozlaştırıcı, tahrif ve tahrip edici her türlü tehdit, saldırı ve uygulamalarına karşı aileyi korumak, onu yeniden ihya ve inşa etmek için neler yapılmalıdır? Fert ve devlete düşen görevler nelerdir?
Prof. Dr. Hayrettin Karaman:
1) “İslâm ailesi” bir medeniyetin, kültürün ailesidir. İnsan sosyal bir varlık olduğu için onun bulunduğu her yer ve zamanda bir topluluk ve bu topluluktan ibaret yahut bunun içinde bir aile bulunmuştur. Beşerî medeniyet unsurlarını insanlar yapmış, medeniyetler de insanları etkilemiştir. İlahî-beşerî İslâm kültür ve medeniyeti ise ilahî irşadın ışığında yürümüş İslâm insanının eseridir. Onun her parçasında ilahî vahyin boyası (sıbğatullah) ve halifetullah (yeryüzünde Allah iradesinin temsilcisi) olan insanın fırça darbeleri vardır. Bu büyük medeniyet ve kültürün temelini, İslâm'ın getirdiği Allah, insan, kâinat tasavvuru ve değerler sistemi oluşturur. İslâm ailesi de bu temele oturmuş ve medeniyetin önemli bir parçası olmuştur. Onu bu bütün içinde görmek, tanımak ve değerlendirmek gerekir. Bu perspektif terk edilir, İslâm ailesine pozitivist bir sosyolog gözüyle bakılırsa onu, gerçeğe uygun olarak tanımak ve tasvir etmek mümkün olmayacaktır.
İslâm'a göre Allah Teâlâ insanı yaratmış, ona bilgi edinme ve bilgiyi kullanma kabiliyeti vermiş (Rahman: 55/4), onu başıboş bırakmamış (Kıyame: 75/36), yeryüzünde halifesi kılmış (En‘am: 6/165; Yunus: 10/14…), başka hiçbir varlığın yüklenemediği emaneti (yükümlülük ve sorumluluğu) ona yüklemiş (Ahzab: 33/72), kokuşmuş çamur mertebesinden kâinatın gözbebeği mertebesine kendi irade ve çabasıyla yükselmeyi ona amaç kılmıştır (Tin: 95/5; Şems: 91/10).
Ana çizgileriyle “İslâm insanı” budur. Bu insan var olacak, çoğalacak, toplum ve kültür oluşturacak ve bunu nesillere aktaracaktır. İslâm insanının kendini gerçekleştirebilmesi ve amacına ulaşabilmesi için -kendi irade ve çabası yanında- dayanışma ve yardımlaşmaya ihtiyacı vardır. Bu dayanışma ve yardımlaşma İslâm'a göre, merkezden çevreye doğru şu daireler içinde gerçekleşecektir: Aile, komşu, millet (kavim), ümmet (İslâm kavimleri, milletleri) ve insanlık. Dairelerin merkezinde aile, sonra komşular ve yakınlar, sonra millet, sonra ümmet ve nihayet insanlık vardır. Merkez aynı zamanda temeldir; aile temeli olmadan diğer yapıların oluşması, varlıklarını koruması mümkün değildir. Dayanışma ve yardımlaşma bir davranış biçimidir; her davranış biçimi gibi bunun da motiflere ihtiyacı vardır; aileyi kurmaya ve aile içinde dayanışma ve yardımlaşmaya iten başlıca motifler cinsî güdü, sevgi, korku, güvenlik ihtiyacı, eğitim ve devamlılık arzusudur. İslâm aileyi kurarken bütün bu motifleri göz önüne almış, gerekli teşvik ve yönlendirmeleri yapmıştır.



