6 SORUDA AİLE - MUHARREM BALCI
Medeniyet Yöneticisi · 10.08.2020 · 6 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
1) Kadim medeniyet anlayışımızda aile, dört duvar arasında sıkışıp kalmış ve birkaç bireyden müteşekkil topluluk demek midir? Yoksa aile çok daha büyük ve derin anlamlar mı içermektedir? Nedir ailenin yeri ve önemi?
2) Köklü medeniyetlerin köklü aile kurumları vardır. Asr-ı Saadet'ten Endülüs'e, Selçuklu'dan Osmanlı'ya vs. bu hep böyle olagelmiştir. Ne var ki bugün bu kurum çatırdamakta ve sarsıntılar geçirmektedir. Sebep ve sonuçları hakkında neler söylenebilir?
3) Türkiye'nin, Batılılaşma serüveni ile ülkeye Batı kültür ve medeniyetinin değerlerini kabul ettirmede aileye bir rol mü biçilmiştir? Nasıl?
4) Ailede yaşanan krizleri esasında bir medeniyet krizi olarak mı görmek gerekir?
5) Kadın erkek eşitliği, feminizm, toplumsal cinsiyet eşitliği, sekülarizm, laiklik, demokrasi gibi kavram ve anlayışlar ile dizi, film, sinema, sosyal medya, internet, televizyon gibi teknolojik ürün ve aletlerin aile kurumuna etkisi nedir? Bunları tehlike olarak görüyor musunuz? Neden?
6) Modern egemen dünyanın yozlaştırıcı, tahrif ve tahrip edici her türlü tehdit, saldırı ve uygulamalarına karşı aileyi korumak, onu yeniden ihya ve inşa etmek için neler yapılmalıdır? Fert ve devlete düşen görevler nelerdir?
Muharrem Balcı:
1) Öncelikle belirtmek gerekir ki, aile toplumun inanç değerleri, gelenekleri, yaşam tarzı ve coğrafyasının ürünüdür. Kadim medeniyet anlayışımızda aile toplumun temeli, direği kabul edilmiştir. Üstelik bugünkü gibi çekirdek aile değil, büyük anne, büyükbaba, ikinci derece hısımların da dâhil olduğu bir güçlü/toplu çekirdeği ifade eder. Bu hâliyle ailemiz, farklı düşünce ve yetenekte yakın hısımların toplandığı bir toplum mozaiğini de ifade eder. Bu aynı zamanda bu toplumun asırlardır birlikte yaşama kültürüne de kaynaklık etmektedir. Hatta o kadar ki, farklı etnik topluluklar bir arada yaşama kültürünü, “Biz bir aileyiz.” deyişiyle perçinlemektedirler. Doğumdan itibaren insanın kimlik ve kişiliğinin oluştuğu yerdir aile. Bu kimlik ve kişilikle insan toplumda yer edinir, toplumsallaşır. Toplumla teması aile ile başlar. İçinde bulunduğu toplumun değerlerini de ailesinden alır, böylece toplum dışı kalmaktan kurtulur, toplumun bireyi olur. İnsan fıtratına uygun olan, bireyin hem bireysel hem de toplumsal sorumluluklarının gelişmesidir. Aile, kendi bireyine bu sorumlulukları öğretmez ise o bireyde ciddi bireysel ve toplumsal problemler oluşur. Nitekim babasız büyüyen çocuklar, parçalanmış aile çocukları bağımlılık girdabına düşmeye diğer çocuklardan daha fazla meyillidirler.
2) Aile kurumu yapısal ve işlevsel olarak bazı dönemlerde önemli etkilere maruz kalmış, radikal değişikliklere uğratılmıştır. Ailenin çatırdamasında tüm dünyayı olduğu gibi, yüzünü asırlardır Batı'ya dönen Türkiye'yi de Tanzimat Dönemi'nden bu yana etkisi altına alan modernizmin baskısı inkâr edilemez. II. Dünya Savaşı'ndan sonra süregelen Soğuk Savaş döneminde bizi de etkileyen hümanizm, aşırı bireyciliği körüklerken, çekirdek aile formülünü de bilincimize taşıdı. İç göç, kentleşme ve sanayileşmenin etkisiyle toplum değerleri ve yaşama biçimlerimiz aile kurumunu dönüşüme uğrattı. Aile kurumumuz yapısal olarak küçüldü. Günümüzde hâlâ geniş aile modelinin uygulandığı Anadolu'muzda aile yapısı gücünü, sağlığını korurken, Batı illerimizde aile çatırdamış, çatırdamakla kalmamış, bireyler yalnızlaşmanın endişeli girdabında debelenmektedir. Artık bireyin arkasında, yanında hiçbir güvence kalmamıştır.



