AİLEDE SÜKÛNET, MEVEDDET VE MERHAMET
Medeniyet Yöneticisi · 26.06.2019 · 6 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Medeniyet Vakfı’nın 2019 senesini “Aile Yılı” ilan etmesinden dolayı bu kararı alan vakıf yetkilisi değerleri hocalarımıza teşekkür ederek yazıma başlamak istiyorum. Bu vesile ile aileye dair birçok hususu araştırmamıza, geliştirmemize, bilgiye ve bilince dönüştürmemize vesile olmuştur.
Aile kurmak devlet kurmak gibidir.
Dünyanın en değerli kurumu ailedir.
Toplumun temel hücresi olan aile hastalanırsa toplumda hastalanır.
Bir toplumdaki sükûnetin, meveddet ve merhametin var olması ancak aile ile mümkündür. Huzursuzluk, kin, nefret, acımasızlık, cinayetler aile kurumunun yok olmasından kaynaklanmaktadır.
Allah (c.c.) Rum suresi 21. ayette “…Düşünen topluluklar için bunda büyük ibretler vardır.” ifadesiyle bu hakikati tekrar tekrar düşünmemizi istemiştir.
Toplumda meydana gelen bir cinayetin, bir hırsızlığın arka planını araştırdığınızda aile karşınıza çıkacaktır. Aileyi araştırdığınızda kadın faktörü karşınıza çıkacaktır.
Bir toplum da sükûnetin, sevginin ve merhametin yerini huzursuzluk, hırçınlık, kin, nefret, öfke, tahammülsüzlük ve terör almışsa o toplumun ailelerine ve dahi kadınlarına bakmak sonuca ulaştırır. Yani erdemli şahsiyetler, erdemli anne ve babalar eliyle yetiştirilirler. Bildiğiniz üzere toplumun yarısını kadınlar oluşturmakta, diğer yarısını da anneler eğitmektedir.
Toplumsal felaketin en kolay yolu aileyi yok etmektir. Aileyi yok etmenin yolu ise kadın ve erkeği birbirine düşman etmekten geçmektedir.
Kadın ve erkeğin fıtrat gereği üstünlüklerini bir tarafa bırakarak evin içerisinde “kavvamlık” mücadelesi vermeleri aileyi parçalamaktadır. Bu gün en fazla oyunlar kadınlar üzerinde oynandı oynanıyor. Kadınların beklentileri yükseltildi, kadınlar erkekleştirilmeye çalışıldı, erkekle yarış haline sokuldu. Ve geldiğimiz nokta; ailenin kurtuluşu kadının fıtratına, evine dönmesidir. Kadın dışarıda çok şey kaybediyor. Kadının cenneti; fıtratı ve evidir. Etrafımız huzursuz, sevgisiz, şefkatsiz erkek ve kadınlarla doldu. Tüm saldırılara rağmen, evinin ve toplumun reisi olan erkekler ailesini kurtarmak zorundadır.
Her şeye rağmen evin ve toplumun sevgi ve şefkati olan kadınlar, ailede mutluluğu yakalamak için ellerinden geleni yapmak zorundalar.
Hiçbir sistem beşeriyetin huzuru olamaz. Aile konusu dahi İslam’ın tek kurtuluş çaresini olduğu gerçeğini yansıtmaktadır.
Bakın ülkemizde evlenme oranları her yıl gittikçe düşerken, boşanma ve huzursuzluk oranları gittikçe yükselmektedir. Her gün yeni bir boşanma haberi duymak sıradanlaştı. Büyük bir sevgi ve saygı ile evlenip üç beş ay sonra ayrılmalar çok sıradanlaştı. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre evlenenlerin yaklaşık 4'de biri boşanıyor.
Bunun yanı sıra aile baskısından çekindiği için boşanmamış, ele güne karşı boşanmamış, çoluk çocuk var diyerek huzursuzluk içerisinde evliliği sürdürenler/sürdürmek zorunda olan aileler var.
Huzursuzluk oranları boşanma oranlarının kat kat fazlası olmuştur. Demokrasi zaferi dedikleri haklar(!) bugün ailelere ateş olarak dönmektedir… Asırladır huzur üzere kurulan evlilikler, ne oldu da bugün bu toplumda, boşanmalarla huzursuzluklarla küskünlüklerle devam eder oldu… Ne oldu da ahlaksız çocuklar meydana geldi. Kendisini aşağılık ifadelerle tanımlayan, ruhsuz et parçaları peydah oldu. Bu çocuklar dışarıdan ithal olmadı, bu toplumun içerisinden çıktı bu ahlaksızlar… Ruhlarını öldürmüş ,et parçasına dönmüş bu çocuklar hangi ailenin çocukları, hangi sistemin kazancı bu ahlaksızlar… Kimin çocukları bunlar kimin… Yuvalara ateş düşürdüğünüz ateş… Özgürlükmüş… haklarmış… Güçlü kadınmış… Anne, baba, kardeş, amca, dayı, hala, dede tanımaz bir nesil meydana geldi. Akraba ziyaretinden, düğünden-dernekten, büyüklerinden, bayram ziyaretlerinden, komşuluktan sıkılan bir nesil meydana geldi…



