AKLIN ANLAMI
M. Salih İzgöer · 29.08.2016 · 7 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Canlıların yaşamında “hayatta kalma” ve “neslini devam ettirme” olmak üzere iki temel meselenin bulunduğu görülür. Her bir canlı kendi hayatiyetini devam ettirmek için yemek, barınak vb ihtiyaçlarını arar. Diğer taraftan da kendi neslini devam ettirir. Hayvanların kendi ihtiyaçlarını temin ederken kullandıkları bilginin içgüdüsel olduğu ifade edilir. Biz buna canlılığının getirdiği iç yönelimler olması ve ‘nefs’in ‘can’ anlamı taşıması sebebi ile nefsî bilgi de diyebiliriz.
Buna göre her bir hayvan teki ihtiyaçlarını nasıl temin edeceğini genlerinden kaynaklanan içgüdüleri/nefsi sayesinde biliyor olarak dünyaya gelir. Dünyaya gelir gelmez de yapması gerekeni yapmaya başlar.
Arapça sözlüklerde canlı/hayat sahibi/diri olmak anlamına gelen ‘hayy’ kelimesinin و -ي - ح fiil kökünden oluştuğunu görürüz. Aynı harflerle elde edilen başka bir kelime de ي-ح-و harflerinden oluşan ‘vahy’ kelimesidir. ‘Vahy’ kelimesinin ihtiva ettiği muhtelif anlamlarıyla, ‘canlı/hayat sahibi/diri olmanın’ aslî unsurlarından olan içgüdülere anlamını verecek bir imkâna sahiptir. ي-ح-و harflerinden mürekkep olan fiil Kur’an-ı Kerim’de Nahl Suresi 68’de ‘ilham etti’ manasıyla karşımıza çıkar: “Rabbin, bal arısına şöyle vahy/ilham etti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin.” Bir canlı olarak arının içgüdüsel olarak yaptığı işi, Kur’an-ı Kerim kendisine bildirilen bir vahy/ilham olarak takdim etmektedir. Şu durumda canlının canlığını/hayy oluşunu sürdürebilmesi için içgüdülerine yani kendisine bildirilen bir vahye ihtiyacı vardır. Bir ‘vahy’ olmadan canlı hayatiyetini yani ‘hayy’ oluşunu devam ettiremez.
***
Canlıların “hayatta kalma” ve “neslini devam ettirme” olmak üzere iki temel gündemleri bulunsa da, daha farklı meşgalelere sahip olabilmesi yönüyle diğerlerinden farklı bir yere konumlanan tek canlı insandır. Bütün canlılar, kendi ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir silahla donatılmışlardır. Aslanın pençeleri, kartalın keskin gözleri, kedinin çevikliği gibi hayvanların kuvvetlerine dair sayılabilecek pek çok özellik canlıların kendilerini diğerlerinden ayırarak, diğerlerine üstünlük kurmalarını ve hayatiyetlerini sürdürebilmelerini sağlayan güçlerdir. Yukarıda diğer canlılardan ayrı bir yere konumlandığını dile getirdiğimiz insan ise fiziksel olarak böyle güçlerden yoksundur. İnsanın hem ihtiyaçlarını karşılamak hem de diğerlerine üstünlük kurabilmek için tek gücü aklıdır.
Akıl insanın tüm yaşamı boyunca alet olarak kullandığı, kendisi ile eylemlerini gerçekleştirdiği silahtır ve diğer canlılarda bulunmaz. Akıl derken kastettiğimiz tanımlama, muhakeme etme ve sonuç çıkarma yeteneğidir. İnsan aklı sayesinde ihtiyacını tanımlar ve bu ihtiyacı hangi yollarla karşılayacağını belirler. Yine aklı ile vücut azalarını kullanmayı öğrenir, geliştirir. Bu sebeple aklın herhangi bir insan ferdinden alınması halinde, o kişide ‘insan’ olmaya dair pek bir şey kalmayacaktır.
İnsanın sahip olduğu akıl gücü, diğer canlıların fiziksel yeteneklerinden farklı olarak insanın içgüdülerinden kaynaklanmaz, insan genlerinin veya içgüdülerinin etkileri yani nefsi ile hareket etmez. Veya daha doğru bir ifade ile içgüdülerinin/nefsinin etkilerinin dışında farklı saiklerle de hareket edebilme gücüne sahiptir. Bu, insanın genlerinden gelen etkilere/nefsî telkinlere bağımlı kalmayabileceği anlamına gelir. Zaten araştırmacıların ifadelerine bakılırsa insanın genlerindeki bilgiler yaşam boyu ihtiyacı olduğu bilgilerin ancak yüzde 10’unu karşılamaktadır. (Konu ile ilgilenenler Teoman Duralı’nın “Sorun Nedir”, “Biyoloji Felsefesi”, “Canlılar Sorununa Giriş” adlı eserlerine bakabilirler.)



