Almanya’nın Ermeni Soykırım Kabulü
Medeniyet Yöneticisi · 14.06.2016 · 5 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Cihan harbi sonrasında Osmanlı Devleti parçalanmış, Türkiye fakr u zaruret içinde, tüm dünya üzerine üşüşmüş, elde kalan küçük devlete de göz koyanlar var, onu da içten bölmeye yeltenen ve bu uğurda var güçleriyle çalışan devletler var. Başta İngiltere, Fransa, Rusya olmak üzere bir iç kargaşa çıkarıp kalan toprak parçasını bir daha bölmek
ve kaderleri birlikte oluşmuş, tüm zor zamanlarda ittifak edip ayakta durabilmiş iki kadim dost kavmi birbirine düşürüp parçalamak ve her iki kavmi de güçsüzleştirip perişan etmek istiyorlardı.
Bunun için en elverişli iş, eylem olarak Kürt-Ermeni ittifakını kurdurup “Kürt Devleti” kurdurmak fikri üzere emellerini gerçekleştirmek istediler.
Şubat 1920'lere gelince Bağımsız Kürdistan sesleri yükselmeye başlamıştı. Kürtlerin temsilcisi Şerif Paşa, Ermeni Heyet Başkanı Bogos ile 20 Şubat 1920'de bağımsız Kürdistan'ı kurmak için antlaşma imzaladılar.
Said Nursi bu anlaşmayı protesto etmek amacıyla İkdam gazetesinde şöyle yazdı: “Henüz 500.000 şehidin kanı kurumadan yapılan anlaşmayı protesto ediyoruz. Kürtler, İslâmiyet’in zararına olacak bir ayrılık peşine düşmeyecekler, antlaşmayı imzalayanları tanımayacaklardır.” Ve gerçekten de anlaşmayı tanınmıyorlar ve verilen bu karar neticesiz kalıyor.
16 Martı'nda İstanbul işgal altındadır. İngilizlerin teşviki ile ’Kürd Teali Cemiyeti’ reisi Abdülkadir, Said Nursi'ye Kürdistan devletini kurma teklifini yapar. Said Nursi “Bin yıldan beri Alem-i İslâm’ın bayraktarlığını yapan kahraman Türk milletine hizmet yerine, birkaç akılsız kavmiyetçilerin peşinden gidemem” diyerek bu talebi reddeder.
Said Nursi bu ayrıma neden karşı çıktığını da açıklıyor:
"Kürtler, İslâm camiasından ayrılmaya asla tahammül edemezler. Bunun aksini iddia edenler, mutlaka özel maksatlar altında hareket eden ve Kürtlük adına söz söylemeye yetkili olmayan beş-on kişiden ibarettir...”
Yeni bir ittifak mı?
Almanya parlamentosunda, asılsız Ermeni soy kırım iddiasının kabul ile Kürtçülük davası güden terör örgütünün, tırmandırılan terör eylemleri ve adına ne denilirse denilsin “Bağımsız, yarı bağımsız, özerk, öz yönetim, kanton…” iddiaları arasında kopmaz bir bağ vardır. Dün olduğu gibi bu bağ, bu iddia, bu işbirliği, her iki kavme yapılacak en büyük ihanettir.
Bu ihanet şebekesinin hangi devlet veya devletlerle irtibatlı olduğu, ne kadar destek gördüğü, nasıl eğitildikleri, silah ve cephane olarak nasıl takviye edildiği, nasıl korundukları ve propagandalarının nasıl yapıldığı, nasıl şirin gösterildikleri artık bilinen bir husustur.
Bilen bilmeyen, herkes bu konuda uzman(!) konuşuyorlar, söylenmedik laf, yapmadıkları yorum kalmadı.
Burada bir konuya dikkat çekmek işitiyorum; kördüğüm haline getirilen bu mesele, Müslüman ve ümmetçi Kürt alimler, liderler ve aydınlar tarafından ele alınmalı ve çözüme onlar üzerinden de gitmenin yolları aranmalıdır. Büsbütün onlara bırakalım da demiyorum ama onlarsız çözüm dıştan çözüm olarak algılanıyor, içerden çözüm daha sahih ve kalıcıdır.



