ASIL OLAN O GÜN: ÂHİRET
Medeniyet Yöneticisi · 01.04.2014 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Bizlere İslâm’ı nasip eden Rabbimize hamdolsun. Salât ve selâm insanların en şereflisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’ya ve mü’minlerin üzerine olsun.
Bu yazıyı siyer kaynaklarımızda yer alan bir olaya ve olayın konusu olan ‘ahiret hayatı’ üzerine kaleme aldık. Olay, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Mekke’de davete başladığı yıllarda oluyor. Kureyş müşriklerinden Übeyy bin Halef, As bin Vâil, Velid bin Mugîre ve arkadaşları; öldükten sonra dirilmenin olmayacağını, bunun imkânsız olduğunu aralarında konuşmuşlar. Ardından müşrik Übeyy arkadaşlarına: “Muhammed, ölenlerin bir daha dirileceğini ve hesap vereceğini söylüyor. O, bu söylediğine inanmamızı istiyor. Lât ve Uzzâ'ya andolsun ki Muhammed’in yanına varıp O’nunla tartışacağım, kendisine galebe çalacağım.” demiş.
Übeyy, nerden bulduysa eline aldığı çürümüş kemikle doğruca Hz. Muhammed (s.a.v.)’e gitmiş. Oraya varınca da: “Ey Muhammed! Sen, çürüyüp yok olduktan sonra, şu kemiğin dirileceğini mi söylüyorsun?” demiş.
Hz. Muhammed (s.a.v.): “Evet! Bunu ben söylüyorum.” buyurmuş.
Übeyy: “Demek ki çürüdükten sonra Allah’ın bunu dirilteceğine inanıyorsun? Bunu mümkün görüyorsun! Öyle mi?”
Übeyy bunları dedikten sonra kemiği elinde ufalayıp tozunu Hz. Muhammed (s.a.v.)’e doğru üfürmüş. Ardından: “Ey
Muhammed! Bu çürüdükten sonra, kim bunu diriltecek? Şu çürümüş kemik gibi olduğumuzda bir daha dirileceğiz ha?
Kimmiş bizi diriltecek?” diye geveleyip durmuş.
Hz. Muhammed (s.a.v.): “Evet! Allah seni de öldürecek, bu kemik gibi olduktan sonra da diriltecek; ardından seni cehenneme sokacaktır.” buyurmuş.
Bu hararetli konuşmaların olduğu vakitte bir an derin bir sessizlik çökmüş. Orada bulunanların ağızlarına kilit vurulmuş sanki. Hz. Muhammed (s.a.v.) haricindeki herkes yere çakılıp kalmış! Hz. Muhammed (s.a.v.)’in alnı boncuk boncuk terlemeye, gözleri bir yere yönelmeye başlamış ki çok geçmeden Allah (c.c.) âyetlerini buyurmuş:
“İnsan, bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir. Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek veriyor.
Dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?"
De ki: "Onları, ilk defa yaratıp inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir."
Ki O, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz.
Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini de yaratmaya kadir değil mi? Hiç tartışmasız (öyledir); O, yaradandır, bilendir.”(Yasin, 77-81)
Bu hadisede elbette çok sayıda dersler vardır. Bunların hepsini burada sıralamak mümkün değil; lakin birkaç gerçeği hatırlamakta fayda vardır: Peygamberden başka hiç kimse ölüm sonrası ve ahiretle ilgili bilgi vermeye güç yettiremez. Bu gerçek paralelinde peygamberlerin öğretisi dışındaki bütün sözler, inanışlar boştur, batıldır.
Evet!
İnkârcıların ahiretle ilgili onlarca mazeretleri, itirazları vardır, var da olacaktır. Ancak bir mü’min için bunlar değersizdir, imamsızların bocalamasıdır. Çünkü ahiret gerçeği, hem peygamberlerin hem de onlara gelen İlahî emirlerin en önemli konularındandır. Ahiret -ölümden sonraki hayat- imanın da şartlarındandır. Sağlam bir âhiret inancı, ahiret şuuru müminde ‘olmazsa olmaz’ bir özellik demektir. Allah Teâlâ’nın ve peygamberlerin emrettiği şekliyle inanan, iman eden ve ölüm sonrasına gereği gibi hazırlık yapan sadece mü’minlerdir.



