BAKARSAK UZAK, YÜRÜRSEK YAKIN...
Medeniyet Yöneticisi · 23.11.2016 · 7 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Ne yapmalıyız da zulme karşı durduğumuz, dünyaya adalet dağıttığımız ve insanlığın saygısını kazandığımız o eski günlere tekrar kavuşalım? Bu, Müslüman zihinlerin yüzyıllardır cevabını aradığı bir soru. Aynı zamanda bir istek, bir temenni ve bir ideal. Akif’in şiirinde o eski günler kendine şöyle yer bulur:
“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz: Gelmişiz dünyâya milliyet nedir öğretmişiz!
Kapkaranlıkken bütün âfâkı insâniyyetin, Nûr olup fışkırmışız tâ sînesinden zulmetin.
Bir taraftan dînimiz, ahlâkımız, irfânımız, Bir taraftan seyfe makrun adlimiz, ihsânımız.”
Akif’in şiirinde hasret duyarak anlattığı o şanlı günler, gün gelir kaybolur ve zulümat kaplar İslâm dünyasını. Bu durum Tanzimat şairlerinden Ziya Paşa’nın mısralarına da şöyle yansır:
“Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm, Dolaştım mülk-i İslâm’ı bütün viraneler gördüm.”
Müslümanlar olarak tarihimize baktığımızda, gerçekten bugünümüzle kıyaslanmayacak kadar üstün, sahte olmayan, hakiki bir medeniyet sahibi olduğumuzu görürüz. Bunu bir şekilde kaybettik ve onu kaybettiğimizden beri huzurumuz yok.
O günden bugüne İslâm âleminde birtakım kimseler çıkmış, bizi eski gücümüze kavuşturmak için yollar, metotlar ortaya koymuş ve etrafında topladığı kimseler ile de birtakım pratiklerde bulunmuştur. İyi bir niyetle hareket edip İslâm medeniyetinin yeniden inşası yolunda kim bir harekette bulunmuş, kim taş üstüne taş koymuşsa, başarı derecesi ile ilgilenmeden, o kimseleri rahmetle anıyoruz.
Günümüzde İslâm âleminin her tarafında İslâm’ın şanına şan katmak için uğraşan, İslâm ümmetinin güçlü olması için çalışan ve elinden gelen tüm çabayı harcayan insanımıza da şükran borçluyuz. Hepsine güç kuvvet diler, başarılarına başarı katmalarını temenni ederiz. Tüm bunların yanında bir gerçeği de teslim etmemiz gerekir. Bugüne kadar bütün bu çalışmalar, kısmi başarılar ve faydalar sağlamanın dışında maalesef bütüncül bir zafer diyebileceğimiz noktaya ulaşamamıştır. Medeniyetimizin kurumsal müesseselerinin oluşturulamaması bir yana İslâm’ın çağın bütün problemlerini çözebileceği sedası dahi insanımıza erişememiştir.
Hazırlık Dönemi ve Alt Yapı
Bütüncül başarıya ulaşamamamızın birçok sebebi var ama en başında bu hareketlerin hazırlık kısmını yeterince yapmaması yer almaktadır. Her hareketin altyapısını oluşturduğu bir hazırlık dönemi vardır. Eğer bu hazırlık döneminde altyapı gerektiği gibi oluşturulmaz, birden harekete geçilir ve basamakları çıkmada acele edilirse başarının gelme ihtimali çok zayıftır. Gerekli altyapı oluşturmamasından dolayı hareket, bambaşka şekillere dönüşme, çarpıtılma, yozlaştırılma tehlikeleri ile karşı karşıyadır. Bu tehlikelerin en büyüğü ise varoluşsal bir çaba içerisine giren hareketin türlü ahlâksızlıklara başvurmasıdır. İslâm medeniyetinin inşasında bir araç olması beklenen yapı, kendi varlığını İslâm’ın geleceğine eşitler ve yok olmamak için İslâm’ın onaylamayacağı ittifaklara ve ahlâksızlıklara bulaşır. Hâlbuki Müslümanların en büyük sermayesi mevcudiyetlerine eş kıldıkları ahlâkları değil midir? Hazırlık dönemini gerektiği şekilde değerlendirmeyen ve adım atmakta acele davranan hareketler genellikle birtakım faydalar sağlamakla beraber sonuç başarısızlıkla neticelenmiş ve ortadan kalkmıştır. Bu hareketlerin belli bir kısmı ise belli bir noktadan öteye gidememiştir.



