KÖY ENSTİTÜLERİ - I
Medeniyet Yöneticisi · 05.07.2017 · 10 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Cumhuriyet’in ilk yıllarının en köklü dönüştürücü uygulamalarından olan Köy Enstitüleri, üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen tartışılan önemli konular arasındaki yerini hâlâ koruyor. Dönemin devlet partisi konumundaki CHP’nin Kemalist ideolojiyi toplumun kılcal damarlarına dek yayma ve iktidarını güvenceye alma amacı da güderek
uygulamaya soktuğu bu kurumlar üzerinde özellikle 50’li ve 60’lı yıllarda ciddi tartışmalar yürütülmüş ve hâlen de yürütülmektedir.
Sola hâkim olan Kemalist entelijansiyanın geçmişe duyulan özlemini her fırsatta dile getiren bakış açısı, Köy Enstitüleri’ne gerçekliği fazlasıyla aşan anlamlar yüklemiştir.
Sırf pedagojik bazı olumlu yönleriyle etkin bir sempati kitlesi olan ve bir zamanlar özellikle sol düşünceye mensubiyetin turnusolu ve test mekanizması olarak görülen Köy Enstitüleri makro planda Cumhuriyet reformistlerinin ve tek parti iktidarının bir modernleştirme projesidir.
Enstitülerin uygulamalarından yana olanlar hâlâ o günleri “Yarım Bıraktırılmış Efsane” , “Bozkırda Açan Çiçek” , “Türkiye’nin Büyük Kaybı” ve “Son Işıklar” vb. nostaljik ifadelerle özlemle anarken; uygulamalara karşı çıkanların bu projeyi toplumsal yapıyı yeni bir ulus inşa süreci temelinde şekillendirmek için fikirsel ve ahlâkî yozlaştırmaya yapılan yatırım olarak görmektedir.
Bu çalışmamız, Cumhuriyet’in ilk yıllarında eğitimin gücünden yararlanarak bir dönüştürme ve bir modernleştirme(!) projesi olarak hayata geçirilmeye çalışılan Köy Enstitüleri’ni incelemeyi amaçlamaktadır.
***
Türk toplumunun Batılılaşma serüveninde eğitim, daha çok toplumsal inşa aracı olarak görülmüştür. Bunun en önemli nedeni toplumu değiştirme ve dönüştürme kaygısı içinde olanların tepeden inmeci yaklaşımları ve direktifleridir. Çünkü, ileri gelen devlet adamları ve aydınları devletin ve toplumun çöküşten kurtuluşunun ancak modernleşme ile mümkün olacağını ileri sürmüşlerdir. Bunun için seçkinci ve ulusalcı ideolojilerin dayatmaları daha çok eğitim alanında görülmüştür.
Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Ankara merkezli yeni yönetim, kökenleri Osmanlı’ya uzanan eğitim alanında, modernleşme çabalarında daha radikal bir politika izlemeye başlamış, bu politikalar ekseninde şekillendirilen resmi ideoloji ile de yeni bir toplum düzeni oluşturmaya çalışmıştır.
Takip edilen politikalara tüm toplum kesimlerini dâhil ederek siyasal meşrulaştırma problemini ortadan kaldırmayı hedefleyen merkezin, bu bağlamda üzerinde önemle durduğu alanlardan biri de kırsal kesim ya da köydür.
Yürütülen modernleşme çabalarına zıt değerler taşıdığına inanılan köylü kesiminin, benimsenen yeni politikalar bağlamında merkeze bağlılığının sağlanabilmesi hedeflenmiştir. Bu çerçevede, hem gerçekleştirilmek istenen kalkınmanın, hem de geliştirilmesine karar verilen yeni ulusal bilincin nihaî muhatabı olan köylüler üzerinde hassasiyetle durulmuştur. Mustafa Kemal’in 1 Mart 1922’de TBMM’nin 3. toplantı yılının açılışı dolayısıyla yaptığı konuşmada, köylülerle ilgili söyledikleri dikkat çekicidir: “Türkiye’nin sahibi ve efendisi kimdir? Bunun cevabını derhal birlikte verelim: Türkiye’nin hakiki sahibi ve efendisi hakikî müstahsil olan köylüdür. O halde herkesten daha çok refah, saâdet ve servete müstâhâk ve lâyık olan köylüdür. (...) Efendiler, diyebilirim ki, bugünkü felâket ve sefâletin tek sebebi bu gerçeğin gâfili bulunmuş olmamızdır. Filhakika; yedi asırdan beri cihanın dört bir köşesine sevk ederek kanlarını akıttığımız, kemiklerini yabancı topraklarında bıraktığımız ve yedi asırdan beri emeklerini ellerinden alıp israf eylediğimiz ve buna mukabil daima tahkîr ve tezlîl ile mukabele ettiğimiz ve bunca fedakârlık ve ihsanlarına karşı nankörlük, küstahlık, cebbarlıkla uşak seviyesine indirmek istediğimiz, bu gerçek sahibin huzurunda bugün utanç ve saygı ile hakiki durumumuzu alalım.” (Engin Tonguç, Devrim Açısından Köy Enstitüleri ve Tonguç, Ant Yay., İstanbul 1970, s. 36.)



