ŞEHİD SEDAT YENİGÜN
Medeniyet Yöneticisi · 05.07.2017 · 9 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026"Şuurdu Sedat, samimiyet idi, imandı. Anlamıştı ki Babil Kulesi'ne dönen bu ülkenin ana davası, dürüst insanlar arasında bir dil meydana getirmektir. Keşmekeş önce kelimeler dünyasında yok edilmelidir. Sedat, konuşmasını unutan zavallı çağdaşlarına dillerini öğretmeye çalıştı. Dillerini, yani mukaddeslerini, haysiyetlerini
ve insanlıklarını. Coşkun bir gönüldü Sedat. Zulmün kılıcını kanının ateşinde eritecek kadar coşkun bir gönül. İsa peygamber zamanında yaşasa havari olurdu, Asr-ı Saadet'te bir sahabe. Konuştuğu gibi düşündü, düşündüğü gibi konuştu. Sevgi idi, ihlas idi. Asırlardan beri hasretini çektiğimiz yiğit, pervasız, içi dışı bir, münevver. Çevresini ışığa boğmak için alev alev yandı. Sedatlara acınmaz, imrenilir. Veyl kendi beynini, kendi gönlünü parçalayan, çılgın, gafil ve şuursuz insanlara."
Merhum Cemil Meriç, İslâmi Hareket dergisinin Temmuz 1980 tarihli nüshasında böyle tanıklık ediyor dostu, arkadaşı ve öğrencisi Sedat Yenigün için. İlginç bir tanıklık onunkisi. Çok da manidar. Her cümlesi gıpta edilesi özelliklerle bezeli. Kayıtlara geçen en sanatkâr Sedat Yenigün portresi bu olsa gerek. Veciz ve şümullü. Ne herkesin söyleyebileceği ne de herkese söylenebilecek zarif ifadeler. Bundan sonra Sedat Yenigün için söylenecek ve yazılacak ne varsa bu cümlelere düşülmüş bir şerh veya bir haşiye yahut bir derkenar olmaktan öteye gitmeyecektir. Bu yazı da dâhil.
Yakın dönemin fikir ve eylem adamlarından biridir Sedat Yenigün. Zeki, mücadeleci ve dertli bir öğretmen. Mesleğini, edebiyatını, hayatını davasına adamış samimi bir Müslüman.
Hayatı boyunca hiçbir mücadelen kaçmadı. Zulmün üstüne üstüne gitti. Biteviye yokuş tırmanan dağcılar gibi sürekli irtifa kazandı, sürekli mesafe kat etti. Yorgunluk nedir, yılgınlık nedir bilmedi; hep çalıştı, koştu, konuştu, yazdı; kalemini inandığı değerler için keskinletti, göğsünü davası uğruna siper etti. Şehit edildiğinde daha 30 yaşındaydı ve iki çocuk babasıydı. İkindi güneşi kadar kısa ömründe çok büyük şeyler başardı, çok güzel örneklikler sundu gelecek nesillere.
5 Temmuz 1980, şehit olduğu tarih. Cumartesi günü, bir İslâmi Hareket dergisi yayın kurulu toplantısı sonrası… Akşamüstü… Saat sekiz suları… Fatih Akşemseddin Mahallesi’ndeki bir berber dükkânında otururken içeri giren kimliği belirsiz iki hain tarafından vurularak şehit edildi.
Şehadetinin üzerinden tam 37 yıl geçti. O gün bugündür nedense katil/ler hakkında hiçbir araştırma yapılmadı. Göstermelik ve yüzeysel bir iki takip ve inceleme hariç. Olayın üstüne gitmek isteyen kimseler de “gizemli” kişiler tarafından tehdit edildi. (Aynı silahın yirmi kadar komünist gencin öldürülmesinde de kullanıldığı sonraki tahkikatlarda anlaşılmıştı.) Olayın tek görgü tanığı olan berber de ilk ifadenin ardından önce kayıplara karıştı, iki gün sonra da apar topar yurt dışına kaçırıldı. Kim kaçırdı, neden kaçırıldı, nasıl kaçırıldı? Sorular cevapsız kaldı. 1980’li yılların fail-i meçhul cinayetlerine bir yenisi daha eklendi. Dönemin gazeteleri “Bir komünist öğretmen öldürüldü.” diye yazdı. “Komünist(!)” öğretmen! Batı’ya ve karanlık güçlere endeksli medya kalemşorlarının en bariz vasfı olan çarpıtma, yalan haber yapma, yaygara koparma, gizli mahfillere hizmet etme alışkanlığı bu vesileyle bir kez daha kendini gösterdi.



