DARBE TEŞEBBÜSÜNE KANADA'DAN BAKIŞ
Medeniyet Yöneticisi · 24.10.2016 · 7 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
15 Temmuz günü tam olarak nelerin yaşandığını belki uzun bir süre anlayamayacağız. Nitekim millet olarak dehşet bir olaya tanıklık edecek bir Cuma gecesiydi. Bir kâbusla silkelendik, ertesi gün bambaşka bir dünyaya uyandık. Geceyi şimdiki adıyla 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olan Boğaz Köprüsü’nde geçirenlerden biriydim.
Tankların, askerlerin ve havadan helikopterlerin sivil halk üzerine mermi, top yağdırdıkları gecenin sabahına kadar köprü üzerinde vurulan yaklaşık 60’a yakın sivilin çoğunlukla motorsikletler üzerinde hastanelere yetiştirilmelerine bizzat şahit oldum.
Darbe teşebbüsünün Kanada ve diğer birçok ülkedeki yansıması Türkiye’de hissedilenden farklı idi. Bu olayda Gülen’in parmağı olduğundan uzak bir portre çizen ve hadiseye daha farklı pencerelerden bakan Batı medyası bir duruş sergileyen Kanada basını etkin bir güce sahip. Toplumun büyük bir kısmını haberleri ile rahatlıkla yönlendirebilecek kapasiteyi bünyesinde barındıran bu kuruluşların alternatifleri ise henüz objektif açılarını hedefe kilitleme noktasından çok uzaktalar.
Alexander Azadgan’ın “Erdoğan Darbe Girişiminde Neden Gülen’i İşaret Ediyor” 1 yazısında dünyanın en zenginleri arasında olan ve en geniş eğitim ağına sahip olduğunun altını çizerek bahsettiği Gülen’in Amerika’da ikameti ve geniş okul ağı haline dönüşen projesinde CIA’ya olan çok yakın bağını bu darbe teşebbüsü arkasında olabilecek en uygun aday olarak analiz ediyor. Benzer bir tarza sahip analistlerden Andrew Korybko ise Türkiye’nin geçirdiği bu darbe teşebbüsü üzerine yaptığı analizde şöyle belirtmekte:
“Erdoğan, Avrupa’nın kendi ülkesini AB’ye kabul etmeyeceğini net bir şekilde bilmekteydi. Özellikle İngiltere’nin AB’den ayrılma sürecinden sonra aslında Türkiye gibi güçlü bir ülkenin AB’ye olan ihtiyacını tüm dünyanın apaçık bir şekilde görüyor olmasına rağmen AB buna karşı bir duruş sergiledi. Erdoğan her fırsatta dünyanın güç dengesini 5 ayaktan çıkarıp dengeli dağıtım modeline dönüştürmekten bahsettiği için bu istenilen bir durum değildi. Amerika’nın belirgin bir şekilde karşı çıkmasına karşın Türkiye Rusya ile yakınlaşarak enerji alanında birçok antlaşmalar yaptı ve hatta Rusya-Balkanlar arasındaki gaz dağıtım projesinin hayata geçirilmesi için de çok önemli rol oynadı. Amerika eski imajını ve bölgedeki ’tek belirleyici aktör’ konumunu iyiden iyiye kaybetmeye başladı. Bu darbe teşebbüsünde elindeki Gülen formülünü de Türkiye’nin kendisine göre eksen kaymasına karşı bir silah olarak kullanmak istedi ama başarlı olamadı. Darbenin deviremediği Erdoğan şimdi Amerika’ya Gülen’i teslim etmemesine karşılık olarak Rusya ve Çin hamlesini yaptı ve ayrıca Türkiye içerisinde yeniden Anti-Amerikanizm dalgasını harekete geçirebileceği sinyalini verdi. Türkiye eline geçmiş olan gücün farkına daha iyi vardı. Eğer Amerika bu önemli dostunu kaybetmek istemiyorsa elindeki önemli taşlardan bir veya birkaçını vermek zorunda kalabilir. Buna Gülen de dahil.”
Kanada basınında genel olarak darbeye karşı alınan tutumu eleştirel bir yaklaşım mevcut. Yumuşak bir dokunuşla darbe teşebbüsünün altı çizilmeye çalışılsa da daha çok darbe sonrası ‘İnsan Hak ve Özgürlükleri’ yönünden bakılarak çizilmeye çalışılan bir portre mevcut. CBC (Canadian Broadcasting Corporation) medyası analistlerinden Brian Stewart’ın 2 16 Temmuz’daki yazısında şöyle bir noktaya temas edildi:



