DİRİLİŞ PİRİ
Medeniyet Yöneticisi · 26.01.2022 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Sezai Karakoç, hakkın rahmetine kavuştu. Dar-ı bekaya irtihal eyledi. Sezai Karakoç da bu dünya diriliğini tamamlayıp ahiret kapısından öbür dünyanın diriliğine yöneldi, oraya geçti. Yani mekân değiştirdi. Bazı kimseler için rüya ile rüyada olmamak, ölüm ile bu dünyada yaşamak arasında çok fark yok.
Onlar ahireti iyi anlamışlar ve dünya-ahiret dengesini iyi kurmuşlar. İdeallerine o kadar bağlanmışlar ki uykuda olmadıkları demler gibi düşüncelerini problemlerini, çözümlerini rüyalarında devam ettiriyorlar. Dünya dirilikleri ile ahiret dirilikleri birbirinin tamamlayıcısıdır.
Sezai Karakoç, ahirete irtihal eyledi demek bile onu izah etmeye yetmez. Ahiret hayatını buradan öylesine anlamlı ve iyi götürdü ki tarifi mümkün değil. Dünya sürgünü bitti denilir, ben bunu nakıs görürüm sadece sürgünü bitti derim. Allahualem o gittiği yeri görür gibiydi.
İnzivaya hiçbir zaman çekilmedi, ama en münzevi yaşayandan daha fazla dünyayla nasıl irtibatlanacağını çok iyi bildi ve öyle davrandı. Toplumun tüm problemleriyle boğuştu, didindi, fikir beyan etti, öneriler ileri sürdü, tekliflerde bulundu ama asla toplumun yanlış ve bozgunculuklarına bulaşmadı. Çamur deryalarında yürüdü ama üzerine bir damla çamur sıçramadı.
Siyasal bilgiler okudu, maliyede çalıştı, paranın pulun döndüğü yerlerde hizmet etti ama mülke, paraya, makam mevkie itibar etmedi. Oraları da idealine hizmet alanı olarak gördü. Oralar sıkıntılı olmaya başlayınca çekildi.
İnsanın yapısı üzerinde durdu ama insanlığından asla sapmadı. İnsanı Kur’ân ve sünnet ışığında değerlendirdi. Sezai Karakoç, Kur’ân ve hadis meallerini açıkça kullanmadı. Ama ele aldığı her konuda onların aydınlığında yürüdü, fikirlerini onların yol göstericiliğinde pişirdi. Sonra döndü içinde yaşadığı topluma baktı, çağına baktı, çağının gereklerine baktı, toplumun yapısına baktı ve mensubu olduğu İslâm'a baktı, İslâm'ın değer ölçülerine baktı; teşhis ve tedavisini beyan etti.
Asıl olanın maneviyat olduğunu daima haykırdı. Müslümanların yenilgilerini bağlı bulundukları değerleri anlamamakta ve bu değerleri çağın diliyle ve çağın gerekleriyle irtibatlandıramamakta olduğunun altını çizdi. Küfrün galibiyeti yoktur, Müslüman'ın yenilgisi vardır, diyerek asıl failin Müslümanlar olduğuna işaret etti.
Kur’ân'ı kendi egoları için kalkan edenler Sezai Karakoç'un Kur’ân'a bağlılığını ve Kur’ânî hayatı nasıl yaşadığını anlamayan zavallılardır. Sezai Bey'e çamur atarak yüceleceğine inanalar hakiki manada alçalıyorlar ama farkında değildirler.
Karakoç kadar, İslâm'ın bütünlüğünü anlayan ve bu uğurda mücadele eden insan sayısı çok azdır. O fertten topluma, toplumdan ülkeye, ülkeden ümmete, ümmetten bütün insanlığa kapılar açar, aralarında nasıl bağ kurulması lazım geldiğini izah eder, çareler üretir.
Geçmişte atalarımızın yapıp ettiklerine saygılı ve iyi işlerine sahip çıkar. Yanlışlarını da söylemekten çekinmez. Ama insanı olduğu gibi kabul eder, insanın melek olmadığını bilir ve ona göre geçmişi değerlendirir. Toplumları ve yapıları da öyle değerlendirir.



