EDEBÎ MEDENİYET
Medeniyet Yöneticisi · 13.05.2015 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Şehir hayatının insanlara savunduğu dayattığı bir sonuç olan medeniyetin; müsteşriklerin (oryantalistlerin) veya müsteşrik ağızlıların iddia ettiği gibi insanlık tarihinin son dönemlerinde görüldüğünü söylemek, büyük bir yanılgıya düşmemize neden olur.
Bu teorilerini dayandırdıkları pozitivist anlayışın bir ürünü olan; ilk insanların konuşamadıkları, yazı bilmedikleri ve hiçbir değer üretemedikleri yönündeki düşünce Kuran diliyle reddediliyor, çürütülüyor. “(Bunun üzerine: ) Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Âdem onların isimlerini onlara anlatınca Ben size, muhakkak semavat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim, dedi.” Bakara-33.
Medeniyeti, şehirliliği, kültür üretmeyi kendi tekellerine alma gayreti içinde olan Batılı akıllar ve onların kulları, Kuran’ın göz önüne serdiği hakikatleri görmezden geliyorlar. Oysa Allah bütün eşyanın isimlerini Hz. Âdem’e bildirmiş ve onu yeryüzüne indirdikten sonra ayrıca vahiyle desteklemişti. “Derken Âdem Rabbinden birtakım kelimeler aldı, (onlarla tövbe etti. O da) tövbesini kabul etti. Muhakkak O, tövbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.” Bakara-37
Medeniyetin; milyonlarca yıllık insan tarihinin son 3-4 bin yıllık döneminde görüldüğünü, ilk insanların mağaralarda yaşadıklarını; tarımdan, sanayiden habersiz olduklarını söyleyenlere reddiye de gecikmiyor yine. “Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik.” Bakara-36. Oysa yeryüzüne indirilen ilk insana barınak ve yararlanacağı şeyler söyler Allah(c.c) Verilen bu nimetler medeniyetin de başlangıcı sayılır.
Medeniyet kavramını yalnızca belli bir döneme hasretme gayreti içinde olanlar gibi, onu sadece konuşma ve barınma ile sınırlandırırsak bizler de aynı yanılgı içine düşeriz. Medeniyet, tek başına yazı ve şehir demek değildir. Mimarisi, giyimi, yemesi, müziği, dili, dini vs. ile tam bir mozaiktir medeniyet.
Medeniyetin başlangıç noktasıyla ilgili görüşlere kısa bir reddiyeden sonra dil ile inşa edilen, süslenen ve taşınan medeniyete, edebiyata değinmek, bir hakkı teslim etmek olacaktır. Pozitivist akılla hareket edip yalnızca kalıntılarla, fosillerle hareket edenlerin söylemine göre edebiyat, belgelerle takip edilebilen ilk medeniyet olan Sümerliler zamanında başlar. Elbette ki az da olsa belgelerle desteklenen bu düşünce yanlış değildir. Ancak edebî ürünler verecek kadar işlenmiş olan bir dilin, birden ortaya çıktığını söylemek, sırf elde belge olmadığı için, pek kabul edilebilir bir durum değildir. İndirildiği Arap toplumunun en belirgin özelliği olan belagatin (güzel söz söyleme sanatı) zirvesine oturan Kuran’dan çok rahat görebiliyoruz ki vahiy, mükemmel söyleyiş gücünün güzide bir örneğidir. Dolayısıyla vahiyle desteklenmiş olan ilk insan Hz. Âdem’in (as) edebî bir söyleyişten, belagatten habersiz olduğunu söylemek mümkün değildir. Medeniyetin başlangıcında bulunan ilk insanın edebî söylemin de başlangıç noktasında bir abide gibi durduğunu görürüz. Bu edebî söylem elbette Hz. Âdem (as) ile başlayıp onunla bitmemiştir. Ondan sonraki dönemde, yaşadıkları toplumlara birer uyarıcı olarak gönderilen her peygamber bu belagati sürdürmüştür. “İnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir, dedik.” Bakara-38. Yaşadıkları toplumların ilahi hakikati fark etmelerini, ona uymalarını sağlamak için ilahi vahyin belagat gücünden olabildiğince yararlanmışlar ve insanları etkilemişlerdir. Böylece bedevi (Allah’tan uzak durarak medeni olunmaz.) bir yaşam sürdüren insanların medenileşmelerine, medeniyet inşa etmelerine önemli katkılarda bulunmuşlardır.



