EMİNLİK
Kâzım Sağlam · 23.11.2015 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Bir insan için, hele bir Müslüman için doğruluk ve güvenilirlik çok önemlidir. Doğruluğuna inanılmayan ve şahsına güvenilmeyen bir davetçinin davetine de itibar edilmez. İstediği kadar Kur’ân âyeti okusun, hadis-i şerif zikretsin; eğer ameli doğru değilse, güvenilir bir kişiliğe sahip değilse, tesir edemez.
Söz, fiil ile doğrulanırsa değer kazanır ve başkasına etki eder.
Allah (cc), yapamayacağımız şeyleri söylemekten bizi men ediyor.
Her hususta yol göstericimiz, örneğimiz ve önderimiz Allah Rasûlü’nün hayatını takip edersek, Sünnet-i Seniye’ye uyarsak sabitkadem basabilir ve güvenilirliği sağlayabiliriz.
Hz. Peygamber (sav), doğruluğu ve güvenilirliği üzerinde dost düşman herkesin ittifak ettiği bir şahsiyete sahipti. Daha kendisine peygamberlik vazifesi verilmeden önceki hayatında, Mekke halkı onu, “el-Emîn” (güvenilir kimse) sıfatıyla tanırdı.
Kendisine peygamberlik vazifesi verildikten sonraki dönemde, “Sen önce en yakın akrabalarını uyar!” (Şûra, 214) âyetinin inmesini takiben, Allah Rasûlü (sav) Safâ Tepesi üzerine çıktı ve Kureyş kabilesine mensup boylara şöyle seslendi:
“Ey Fihroğulları! Ey Adiyyoğulları!”
Toplandılar. Onlara şöyle hitap etti:
“Ben size, ‘Şu vadide atlılar var, size saldırmak istiyorlar.’ desem, beni tasdik eder misiniz?”
Hep beraber şu cevabı vererek doğruluğuna şahadet ettiler:
“Evet, tasdik ederiz, şimdiye kadar hiç yalanına rastlamadık; hep doğru söyledin.”
Abdullah b. Amr, bir rivâyetinde şunları anlatır:
“Ben Allah’ın Rasûlü’nden işittiğim her şeyi yazıyordum. Kureyş bu işten beni menetti. Dediler ki:
‘Sen her şeyi yazıyorsun. Hâlbuki Allah Rasûlü bir insandır; memnun hâlde de öfkeli hâlde de konuşur.’
Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Sonra durumu Allah Rasûlü’ne anlattım. Parmağı ile ağzını işaret ederek:
‘Yaz, nefsimi elinde tutan (Allah)a yemin olsun, ondan, haktan başka bir şey çıkmaz!’ buyurdu.” (Ebu Davud, İlim, 3)
Mekkeli müşrikler, Hz. Peygamber (sav)’i Medine’ye hicrete mecbur bıraktıkları sırada, hâlâ onun yanında emanetleri vardı. Bu durum çok ilginçtir: Hem canına kastedecek kadar ona düşmandılar hem de en güvendikleri şahıs o idi. Hicret etmeden kısa bir süre önce, yerinde bıraktığı Hz. Ali’ye verdiği talimat içerisinde, Mekkelilerin emanetlerini onlara teslim etmesi de vardı. (İbn Hişâm, II, 98)
Peygamber, ‘Beni yurdumdan çıkarıyorlar, malımı mülkümü onlara bırakıyorum, bendeki emanetler bıraktıklarımın yanında bir hiç mesabesindedir.’ gibi gerekçeler bularak bunu yapmayabilirdi. Lakin o, bunlara tenezzül etmedi, eminliğini küçücük bir menfaatle değiştirmedi.
Hudeybiye Sulhu’ndan sonra Allah Rasûlü (sav), Bizans Kralı Heraklius’a bir davet mektubu göndermişti. O sırada Şam’da bulunan Heraklius, Hz. Peygamber (sav)’in şahsını soruşturmak üzere şehirde bulunan bir grup Mekkeliyi yanına çağırdı. Bunların içinden öne çıkan Ebû Süfyân’a birtakım sorular sordu. Bu sorulardan birisi şuydu:



