Vakıf Başkanımız Musa Özdemir Hoca, Kurban Bayramı dolayısıyla bir tebrik mesajı yayımladı. Özdemir, mesajında İslam âleminin bayramını kutlayarak, hac ibadetini yerine getirmek üzere Mekke ve Arafat’ta bulunan…
Bu bayram, fedakârlığın bir nişanesi olarak kurbanların kesildiği, toplumsal dayanışmanın elle tutulur hale geldiği, dünya Müslümanların birbirleriyle kaynaştığı atmosferin oluşmasıdır. Hz. İbrahim'in imtihanı, Hz.…
Hz. İbrahim aleyhisselamı konuşmak, yalnızca tarihte yaşamış büyük bir peygamberi anmak değildir. Bu konuşma, hakikatin izini sürmek, teslimiyetin ne olduğunu yeniden anlamak, tevhidin neyi zorunlu kıldığını kavramak ve…
Bazı insanlar hayattan çekilip gittiklerinde geride sadece bir isim değil, bir iklim bırakırlar. Onlarla geçirilen günler, yapılan sohbetler, paylaşılan hatıralar birdenbire daha kıymetli görünmeye başlar. Alparslan…
"Eski hâl muhal; ya yeni hâl veya izmihlâl..." - Said Nursi Mütefekkirimiz bununla neyi kastetmiş olursa olsun elan dünyamızın ahvaline uygun bir tesbit. Üzerinde idame-i hayat ettiğimiz yerküre, üzerimize tavan olan�
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan, okullarda öğrencilerin yine öğrencileri hedef aldığı saldırılar hepimizi derinden üzmüştür. Masum öğretmenlerimizin ve çocuklarımızın hayatını kaybetmesi ve yaralanması, sadece bir…
Bloglar
Osmanlı Devleti'nin sağlık alanındaki yenileşme hareketleri III. Selim döneminde başlamış, II. Mahmut devrinde sağlam temellere oturtulmuş ve Sultan Abdülmecid zamanında gelişerek ilerlemiştir. Sağlık ve sosyal yardım hizmetlerinin teşkilâtlanmasına ve tıbbın ilerlemesine büyük önem veren II. Abdülhamid'in saltanat döneminde sağlık hizmetlerinin kurumlaşması ve çağdaşlaşması
Osmanlı hâkimiyetinin hiçbir dönemiyle kıyaslanmayacak kadar gelişmiş; çağın ihtiyaçları doğrultusunda pek çok yeni sağlık kurumu açılmış ve sağlıkla ilgili birçok yönetmelik hazırlanmıştır.
Osmanlı coğrafyasında, özellikle Anadolu, Balkanlar ve Ortadoğu bölgelerinde çok sayıda hastane inşa edilmiştir. Ayrıca, II. Abdülhamid döneminden önce yapılan hastanelerin birçoğu onarılmış, hastanelere ek binalar yaptırılmış, yeni koğuşlar açılarak hastalara çağdaş hizmetler götürülmüştür. Sağlık alanına yatırımların hızla artışı, gerek devletin ve valilerinin gerekse halkın ortak çabalarının bir ürünüdür.
II. Abdülhamid dönemi aynı zamanda salgın hastalıklarla mücadele devridir. Özellikle frengi ve kolera salgını yeni hastanelere olan ihtiyacı daha da artırmıştır. Arşivlerimizdeki belgeler, sağlık alanına yapılan büyük yatırımların II. Abdülhamid'in tahttan indirildiği 28 Nisan 1909 tarihine kadar artarak devam ettiğini göstermektedir.
Sultan II. Abdülhamid otuz üç yıl süren hükümdarlığı sırasında gerek ülke dışında Batılıların birçok baskı ve kışkırtmaları karşısında izlediği "denge" siyaseti ve gerekse ülke içinde azınlıkların ve Jöntürklerin muhalefetlerine rağmen Osmanlı ülkesini barış içinde idare etmiştir. Osmanlı'nın son kez ihyasına yönelik olarak yapılan birçok hamlede; teknolojiden askeriyeye, ulaştırmadan bayındırlığa, eğitimden sosyal hizmetlere kadar birçok alanda, özellikle de sağlık sahasında büyük başarılar elde edilmiştir.
Başta hastaneler olmak üzere ameliyathaneler, bakteriyolojihaneler, baytar mektepleri, kuduz laboratuvarları, doğumhaneler, dulhaneler, darülacezeler, eytamhaneler, eczaneler, hamamlar, ebe mektepleri, misafirhaneler, karantinahaneler, morglar gibi pek çok sağlık ve sosyal hizmet kurumları bunlardan sadece bir bölümdür. Din, mezhep, ırk, renk, cins, millet, dil ayırımı yapılmadan ihtiyaç sahibi her insana hizmet veren bu kurumların bir bölümü halen varlıklarını devam ettirmektedirler. Osmanlı'nın "Halebü'ş-şehbâ" diye isimlendirdiği Halep'e II. Abdülhamid'in yaptığı sağlık hizmetlerinin başında Hamidiye Gureba Hastanesi gelir.
Hastanenin yapımına teşebbüs edilmiş, ancak bir ara inşaatı yarım kalmış ve tamamlanmasında sıkıntı çekilmişse de bilâhare bitirilerek açılışı yapıldıktan sonra hizmete girmiştir (Kasım 1897). Memurları ve hademesi tayin edilmiş, muhtaç durumda bulunan fakir ve garip hastaların tedavilerine başlanmıştır3. O tarihte elli yataklı bu hastanede kadın ve erkek koğuşları, ameliyathane, otopsi salonu, doktor ve hemşirelere ait dinlenme odaları bulunuyordu.
Bir arşiv belgesinde "Halep Hamidiye Gureba Hastanesi'ne her gün belirli vakitlerde başvuran hastaların ücretsiz muayene edildiği, fakir hastalara gerekli ilaçların bedelsiz olarak belediye eczanesinden verildiği, hastaları muayene etmek üzere yedi doktorun görevlendirildiği ve bu doktorlardan her gün birinin sırasıyla nöbetçi olarak bulundurulduğu” kayıtlıdır (11 Şubat 1904).
Hamidiye Hastanesi'nin Osmanlı'nın yıkılmasından sonra kurulan Suriye ülkesinin Halep şehrinde Millî Hastane olarak kullanıldığı bilinmektedir. Ancak son bombardımanlardan sonra onun da yerle bir olduğu bilinmektedir.
Sultan II. Abdülhamid döneminde Osmanlı'nın Halep'e götürdüğü sağlık hizmetlerine karşılık, aynı kente bugün Batılı sömürgeci güçler zulüm, kan, gözyaşı ve yıkımdan başka acaba ne götürüyor? İki medeniyet arasında işte böylesine ciddi bir fark var. Görünen o ki, Batı'nın çirkin, ihtiyarlamış ve buruşuk yüzü gün geçtikçe daha da tanınmaz bir hale gelmektedir.
Günümüzde Halep'te yaşananlar Suriye'nin bir iç meselesi gibi gözüküyor değil mi? Çünkü bize yıllarca "yurtta sulh cihanda sulh" sözüyle sadece Türkiye ile ilgilenmemiz, buna karşılık yurt dışındaki millettaş ve dindaşlarımıza karşı ilgisiz kalmamız tavsiye edilmişti. Onları unutmuş, onlarla ilgilenmemiş, onları adeta kendimizin dışında, yabancı birileri olarak görmüştük. Hatta coğrafyamızın güney kesiminde yer alanlar yani Arap kardeşlerimiz için de "I. Dünya Savaşı'nda bizi arkadan vurdular" teranesiyle uyutulmuştuk.
Oysa bugün birçok İslâm bölgesinde olduğu gibi Halep'te de yok edilen, kaybedilen biziz, hepimiziz; bizim tarihimiz, kültürümüz, medeniyetimiz ve kimliğimizdir. İslâm ümmetinin, Müslümanların, Müslümanlığın geçmişi, bugünü ve geleceğidir.
Konunun bir başka açıklaması da belki şu: 19. yüzyılın son çeyreğinde İstanbul ve Kahire'den sonra Osmanlı'nın üçüncü önemli kenti olan Halep'in halen içinde bulunduğu üzücü ve can yakıcı manzaranın bize öğrettiği, bir zamanlar elimizde bulunan nimetlerin kadrini, kıymetini bilmediğimiz gerçeğidir. "Kıymeti bilinmeyenin bir gün kaybolacağı" hikmetini unuttuk, bugünleri gördük. Şu anda sahip olduğumuz kıymetlerin neler olduğunu düşünmeli ve hiç olmazsa bunları yitirmemek için neler yapmamız gerektiğini yeniden gözden geçirmeliyiz. Yorum yapmak yerine harekete geçmenin zamanı gelmiş gözüküyor. Bugün Halep, yarın neresi, kim bilir?...
Dahiliye Mektubî Kalemi
Sadaret makamına
Halep vilâyetinde daha önce yapımına başlanıp yarım kalan Gureba Hastanesi'nin inşaatı bu kez tamamlanmıştır. Memurları ve hademesi tayin edilerek sefalet içinde bulunan fakir ve garip hastalar buraya nakledilmiştir. Bu vesileyle Sultan II. Abülhamid için dualarda bulunulmuştur. Hastaneye padişahımız efendimiz hazretlerinin adının verilmesi Halep Valiliğince arzu edilmektedir. Bu konuda valilik makamından alınan 14 Mart sene 1901 tarihli telgraf, ekiyle birlikte huzurunuza takdim edilmiştir. Emir sizindir.