İÇ ANADOLU BÖLGESİ HİZMETİÇİ SEMİNERLERİ
Medeniyet Yöneticisi · 04.05.2019 · 7 dk. okuma · Güncellendi 22.08.202620-21 Nisan 2019 tarihlerinde Ankara Çubuk Kışlacık’da Belediyenin Sosyal Tesislerinde Medeniyet Vakfı İç Anadolu Bölgesi Hizmetiçi Eğitim Seminerleri gerçekleşti. Seminerlerin ilk sunumunu gerçekleştiren Niğde’den Erol Savaş; “Bizim rastgele bir araya gelmiş insanlar olmadığımızı, İslam’ı temsil eden, sorumluluk sahibi insanlar olduğumuzu, inşaallah buradan da enerji almış bir şekilde memleketlerimize döneceğimizi” ifade ettikten ve Ayhan Keskin’in Kur'an tilavetinden sonra Ali Kaçar Hocamız bir açılış konuşmasında bulundu.
Ali Kaçar Hocamız konuşmasında; “Aynı davaya gönül vermiş insanlar olduğumuzu, Allah’ın ipine topluca sarılın ayeti gereği parçalanmamamız gerektiğini, bir vücudun organları gibi hareket etmemiz gerektiğini, istişarede rahmet olduğuna inanan bir dinin mensupları olduğumuzu, Kur'an ve Sünnete uygun olarak hareket etmemiz ve dünyevileşmememiz gerektiğini, mücadelemizin de 100 metre koşusu değil bir maraton koşusu olduğunu ve ölünceye kadar devam etmesi gerektiğini” ifade etti.
Seminerin ilk konuşmacısı, “Dava ve Dava Arkadaşlarımıza Vefa” konusuyla Bolu’dan katılan Taşkın Önel’di.
Taşkın Önel Konuşmasında; “Asli davamızın İslam Davası olduğunu, asıl amacın fitneyle mücadele olduğunu, kimileri için davanın birinci planda olduğunu, onlar için davanın hiç bir zaman ikinci plana atılmadığını, boş zaman olunca yapılan bir faaliyet gibi görülmediğini, işte dava ya da bu şekilde canı gönülden inanmak gerektiğini, kimi zaman arkadaştan vefa beklendiği gibi davadan da vefa beklendiğini, bunun yanlış olduğunu” ifade etti.
Seminerin ikinci konuşmacısı “Azimet ve Ruhsat” konusuyla Erzurum’dan katılan Ethem Karabulut idi. Ethem Karabulut konuşmasında: “Azimet, Ruhsat ve Maslahat kavramları üzerinde durdu. Meselelerin çok boyutlu yönü olduğunu, ölçünün önemli olduğunu, ölçünün kaynağının ne sorusunun gündeme geldiğini, işte bizim için Kur'an ve Sünnet’in de temel ölçü kaynakları olduğunu, bizim bu referanslar üzerine düşündüğümüzü, azimet, ruhsat ve maslahat kavramlarının davet metodu ve fıkhi olmak üzere iki yönünün olduğunu, herkesin kendine göre bir mana oluşturduğunu, bunun da iletişim problemi doğurduğunu, Peygamberlerin azimet, ruhsat ve maslahattaki tavırlarına bakılması gerektiğini, asıl olanın normal şartlarda azimet, normal şartların dışına çıkıldığı zaman kolaylık prensibi gereği ruhsat olduğunu,
İnanç boyutuyla olaya tüzel kişilik ve gerçek kişilik olarak bakılması gerektiğini, gerçek kişilik üzerine gerçekleşen olaylarda ruhsatın kullanılabileceğini, yani bireylerin ruhsatı kullanabileceğini, ancak tüzel kişiliklerde azimetin tercih edilmesi gerektiğini, yani cemaati temsil eden önderlerin, İslam’ı temsil edenlerin azimetle amel etmeleri gerektiğini, ancak günümüz İslam Dünyasında “Müslümanların maslahatı” vurgusunun yapıldığını, birçok hükmün bu şekilde çiğnendiğini, oysa “İslam’ın maslahatı” denilmesi gerektiğini, Ashabı Uhdud olayını düşündüğümüzde onların “Müslümanların maslahatı” denilerek o olaydan kurtulmayı seçmediklerini, günümüzde Müslümanların rahatı denilerek nefsi davranıldığını, temel prensiplerin çiğnendiğini,



