İNSAN VE MUTLULUK
Medeniyet Yöneticisi · 03.02.2018 · 7 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Yeryüzünün en donanımlı ve en güzel şekilde yaratılan varlığı olan insan, şu an içinde bulunduğu şehadet /fiziki âleminden gayb/metafizik âleme doğru zorunlu bir yolculuktadır. Dünya ile olduğu kadar ahret ile de alâkası vardır. Ayakları toprağa basarken kalbi ahirete bakmaktadır.
Toprak ve ruhun mecziyle yaratılan insan, fıtri olarak hem maddi hem de ruhi gereksinimleri olan bir varlıktır. Her iki yönün ihtiyaçları, biri diğerine tercih edilmeden insaflıca karşılanmalıdır. İnsan istek, duygu ve alâkaları olan bir varlıktır. İnsan bu özelliklerini yaşam için motive edici bir güç olarak kullanır. İnsanın fıtratında ihtiyaçlarını karşılayacak güdüler mevcuttur. İnsanoğlu bu istek ve ihtiyaçlarına cevap bulup karşıladığı nispette kendisini mutlu addeder.
Beden ve ruh bütünlüğü içinde insan yapısında vücuda canlılık, hareket ve hedef katan kuvve-i gadabiye/öfke gücü ve kuvve-i şeheviye/istek ve arzu gücü bulunur. Eğer insanda bu melekeler olmasaydı tepki veremez, üretemez dolayısıyla gelişemezdi. İnsan bu özelliklerini ifrat ve tefrite düşmeden hikmet üzere kullandığında adaletli düzgün bir duruş ortaya koyar. İnsan, öfke gücünü zulüm değil cesarette, şehvet gücünü haramda değil helal olanda iffetlice ifa ettiğinde erdemli bir fert olur. İnsanın kendisini gerçekleştirme aracı olan bu özellikleri fıtratı selim ve aklıselim prensiplerine göre düzenlemesi insanlığı mutluluğa ve huzura ulaştırır. Aksi durumda insan kaosun içine düşer ve büyük bir yok oluş yaşar.
Kâinatta mevcut olan her mahlûkta olduğu gibi insan da eksik, aciz, yoksul ve muhtaç yaratılmıştır. Yaşamını sürdürmek için eksik ve ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. İhtiyaçlarının hepsini Allah'ın sunduğu imkânlarla karşılamaktadır. Yiyip içiyor, dinlenip uyuyor. Gezip eğleniyor, çalışıp kazanıyor. İnsanoğlu maddi ihtiyaçlarından dolayı kınanmaz. Ama bu ihtiyaçlarını İslâm dininin koyduğu ölçülere uygun olarak gidermelidir. İslâm dinine göre göz, kulak, el, ayak tüm azaları ve duyguları insana verilmiş emanet olarak kabul edilir. Yanlışa kaymadan, günaha kaçmadan helal dairesinde ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Bedenin madde tarafını doyururken manevi ihtiyaçlarının da farkında olmalı ve asla ihmal etmemelidir. Kulluk şuuruyla nefes alıp veren her kul hem maddi ihtiyaçlarını hem de manevi sorumluluklarını, dünya ahiret dengesini gözeterek yerine getirmelidir ki mutluluk ve huzura kavuşabilsin. Dünya ne kadar ediyorsa ahirette neye ihtiyaç duyacaksa insan, bunu muhasebe ederek adım atmalıdır. Maddi açlık insana elbette zarar verir. Ama maddi rahatlık ve imkânlar mutluluğun garantisi mi? Manevi açlık ne yapar? Etrafa şöyle bir göz attığımızda buna örnek bulmakta zorlanmıyoruz ne yazık ki.
Ölçü yaşamın en önemli öğesidir. İfrat ve tefrit gelgitleri arasında seyreden yaşam çizgisi, insanı denge ve sınırın olmadığı, belirsiz ve tanımlanamaz çıkmaz sokaklara savurur, amaca ulaştırmaz. Bir kişinin icraatlarını ölçüp tarttığı prensipleri varsa insan olur. Prensipleri koruyup güçlendirdiğinde olgun/kâmil insan olur. Günümüzün postmodern insanı hayata yön verecek sahih ilkelerden mahrum olduğu için mutsuzdur, huzursuzdur. Allah'ın insana lütuf ve ikramı o kadar geniş ki, saymakla bitiremeyeceğimiz o kadar çok nimet üzerimize saçılmış olduğu hâlde insanoğlu umutsuz ve mutsuz. Çünkü değerlerini kaybetti. Kendisine huzuru ve sükûnu sunacak vahiy bilgisinden yoksun. Dünya nimetleri insanlığa fazlasıyla yeter, yetecek durumda. Ama her şeyi tüketmek üzere planlayan insanın hırslı, açgözlü ve adaletsiz tutumlarından dolayı dünya üzerinde doyumsuz ve mutsuz bir tablo hâkim. Vahşi kapitalizm her şeyi hazır olarak sunuyor ve her an yeni ihtiyaçlar icat ediyor. İlkesiz, bencil, çıkarcı ve konformist insan, hayatını ulaşılmaz olan gereksizliklerin ardından koşarak heba ediyor.



