İSLAM DÜNYASI VE KÜRESEL KUŞATMA
Medeniyet Yöneticisi · 15.12.2014 · 7 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
İslam dünyasındaki son gelişmeler Medeniyet Vakfı’nın düzenlediği “İslam Dünyası ve Küresel Kuşatma” paneli ile ele alındı. Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde gerçekleşen panelin oturum başkanlığını yapan Yrd. Doç Dr. Ahmet Zeki İzgöer,
İslam dünyasının içinde bulunduğu halin kendilerini üzdüğünü ifade ederek küresel emperyal kuşatmadan bir çıkış yolu aradıklarını ifade etti. İslam dünyasının her alanda yetişmiş insan kaynağının mevcut olduğunu söyleyen İzgöer, bu yetişmiş insanları gayrete getirecek, organize, sevk ve idare edecek bir yapıya sahip olunması gerektiğini dile getirdi.
“Çözüm Süreci ve Türkiye’nin Ortadoğu Politikası” – Ali Kaçar
Panelin ilk konuşmacısı “Çözüm Süreci ve Türkiye’nin Ortadoğu Politikası” sunumuyla Genç Birikim Dergisi genel yayın yönetmeni Ali Kaçar’dı. Çözüm sürecinin Oslo görüşmeleri ya da 28 Aralık’ta “Öcalan’la görüşüyoruz” açıklamasından önce başladığını söyleyen Kaçar, ilk görüşmelerin Peşmerge lideri Talabani ile Turgut Özal döneminde gerçekleştiğini ifade etti: “Talabani bir Alman dergisine verdiği röportajda Özal’ın kendilerine özerklik vereceğini söyledi. Askeri güvenlik tedbirleri ile Kürt sorununun çözülemeyeceğini anlayan Özal, çözüm için hukuki, siyasi, ekonomik açılımlara ihtiyaç duyulduğunu biliyordu. Bu dönemde Özal üç rapor hazırlattı. Raporu hazırlayanlar garip bir şekilde ortadan kaldırıldı. Çiller ve Erbakan döneminde de çözüm ile alakalı birtakım söylemlerde bulunuldu. Erbakan bu yönde somut adımlar atmak niyetindeydi ancak 28 Şubat darbesi ile Erbakan’ın bu adımları akamete uğratıldı.”
Tayyip Erdoğan’ın çözüm sürecine giden yolda farklı söylemler de bulunduğunu söyleyen Ali Kaçar, “Kürt realitesini tanıyorum”, “Kürt sorunu benim sorunum” diyen Erdoğan’ın baskılar neticesinde geri adım attığını ve “Kürt sorunu yok, PKK sorunu var” dediğini ifade etti. Kürt sorununun çözüme kavuşmadan iktidarını sürdüremeyeceğini anlayan Ak Parti’nin Oslo görüşmeleri ile çözüm sürecini tekrar başlattığını söyledi. “Britanya’nın araya girmesiyle tekrar başlayan çözüm sürecinin Silvan’da 14 askerin öldürülmesi ve Oslo görüşmelerinin sızdırılması ile akamete uğratılmak istendi. 2012 yılı PKK/KCK açısından final yılı olarak değerlendirildi. 2012’de PKK’nın Suriye kolu PYD’ye Suriye’de bazı yerlerin bırakılması ile alan hâkimiyeti kuran PKK, bu alan hakimiyetini Türkiye’ye taşımak istedi. Şemdinli’de olaylar çıktı ancak PKK hezimete uğradı ve istediklerini gerçekleştiremedi. Erdoğan’ın Öcalan’la görüşüldüğünü ifade etmesi sonrası farklı tepkiler oluşsa da çözüm süreci genel olarak kabul gördü. Öcalan’ın mesajını okunduğu 21 Mart Nevruz etkinliklerinde Öcalan, PKK’nın sınır dışına çekilmesini istedi. Bu süreçte PKK probleminin bittiği düşüncesi hakim oldu. Akabinde tutuklu bulunan KCK’lılar serbest bırakıldı, PKK’ya karşı askeri operasyonlar durduruldu ve birtakım düzenlemelerin yapılacağı duyuruldu.”
Farklı dönemlerde çözüm sürecinin kesintiye uğradığını söyleyen Kaçar, çözüm sürecinden aldığı güçle PKK’nın doğuda bir devlet gibi hareket ettiğini söyledi: “PKK’nın devlet gibi hareket etmesini sağlayan üç etken bulunmaktadır. Bunlardan ilki çözüm sürecinin sadece PKK’ya bağlanması ve sürecin Öcalan’ın iki dudağı arasında çıkacaklara bırakılmasıdır. İkincisi, Suriye’de PYD alan bırakılması ile PKK’nın alan hâkimiyeti bulmasıdır. Ortadoğu’da özellikle sınır komşusu Suriye’de sıcak savaş devam ederken PKK’nın tam anlamıyla silah bırakması düşünülemezdi. Üçüncüsü ise yol kesen, haraç toplayan PKK’nın emniyet güçlerine şikâyet edilmesine rağmen çözüm süreci zarar görür gerekçesi ile gerekli müdahalelerin bulunulmamasıdır. Kobani olayları ile gerçekleşen vahşette de bu etkenler büyük öneme sahiptir.”



