İSLAMCILIK - 2
Medeniyet Yöneticisi · 04.08.2017 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Türkiye İslâmcılığını dünyadan, bilhassa İslâm dünyasından kopararak ülke sınırlarına hapsetmek, yerele çakılmak anlamına gelir. Osmanlı’nın devamı olan bu toplumu İslâm dünyasından koparmak için İslâm coğrafyasında gelişen kültürel, sosyal, siyasal, teknik gelişmelere kendini kapatıp sadece batı değer yargılarına mahkûm
ve mecbur etmek, İslâm dünyasındaki İslâmî düşünce ve yapılanmalara sırtını dönmek arzusunda olanlar kökü dışarıda kavramına sığınıyorlar. İslâmcılığı hangi anlamıyla alırsak alalım, hangi tarihten başlatırsak başlayalım, Türkiye bunun merkezindedir. İslâmcılığı; ister dini naslara uygun yaşama olarak kabul edelim, ister İttihad-ı İslâm’ı sağlamak diye anlayalım, ister, İslâmî bir idare biçimi olarak anlayalım, ister toplumu İslâm ahlakıyla ahlâklandırmak olarak anlayalım … her anlayış biçiminin bu ülke ile alakası vardır. Osmanlı batı ile İslâm adına hesaplaşan son İslâm devleti idi. Elan bile batı ile hesaplaşma dönüp dolaşıp İslâm ile batılı değer yargılarının karşılaşmasına, bir yerde hesaplaşmasına dayanıyor ve bu ülke bu konuda batı ile hesaplaşmada bir yere sahip. Bu karşılaşma/hesaplaşma; fikri, siyasi, kültürel, ekonomik tüm yönleri bünyesinde taşır. Bu hususta İslâmcılığı; kendi kültür havzalarında durarak, yeni gelişmeleri de hesaba katarak modern dünyayı önce anlama sonra sapkınlıklarına karşı durma, çare arama, alternatif sunma olarak anlamalıyız.
Halkı Müslüman olan ülkelerin dünya siyaset sahnesinde özlü varoluşu ancak öz ve orijinal kimliği olan İslâmcılıkla mümkündür.
İslâmcılık bütün Müslüman kavimler için, üst kimliktir, bu üst kimlik yerel unsurları da beraberinde taşır, özelliği ve orijinalliği de bundadır ve bundandır.
Batıdan gelen düşünceler, anlayışlar, yaşayışlar, icatlar, idare biçimleri ne hikmetse kökü dışarıda diye kabul edilmiyor. Batı veya doğu sosyolojisi, psikolojisi, tarih felsefesi, iktisat anlayışı ve düzenlerini savunmak bir nevi yerli, bu topraklara aitmiş kabul görüyor. İslâm dünyasına ait bir fikir, düşünce, anlayış, yaşayış, giyim tarzı vb. hususlara şüphe ile bakılıyor.
Mesela “faizsiz bir ekonomi” den bahsedilirse bu kökü dışarıda olmuş oluyor, ama kapitalizmin azgın faizcilik ve sömürü düzeni bir nevi yerli sayılıyor. Meseleye insanlığın bugünü ve geleceği açısından bakmak yerine batıyla uyumlu olup olmamasına bakılıyor. Batı değer yargıları Türkiye’nin de vazgeçilmez değerleri sayılıyor. Buna biraz şüphe ile bakanlara yafta hazır “kökü dışarıda” bir yerlere yamıyorlar.
Bu ruh halinden kurtulmamız lazım; insanlığın geleceğine olumlu katkı sunan her şey bizimdir. İslâmcılık; fıtratı muhafaza eden, gelecek nesilleri maddî ve manevi olarak donatan her türlü olumlu ameliyenin kendisidir. Bugünün dili ile ve bugünün problemlerini göğüsleyerek ıslah için atılan adımların tümü İslâmcılık dairesindedir.
Dil, renk, coğrafya farklılıkları, İslâm açısından zenginliktir. Osmanlı’nın son dönemlerinde bu farklılıklar gündeme getirilerek devletin çökmesine vesile kılındı, bu konudaki tereddütleri anlamak mümkün lakin Osmanlı’nın yıkılışını sadece bu farklılıklara bağlamak biraz ırk merkezli, kavim, soy-sop bağnazlığını da taşır.



