İSTANBUL SÖZLEŞMESİ FESHEDİLSİN
Medeniyet Yöneticisi · 21.02.2020 · 6 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
İstanbul Sözleşmesi, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi ve bunları esas alarak TBMM’de grupları bulunan partilerin tam desteği ile kabul edilen 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun tartışıldıkça, bunların uygulamadaki karşılıkları görülüp mahiyet ve hedefleri anlaşıldıkça ciddi bir riskle karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkmıştır.
Bahse konu düzenlemeler yapılırken örf, adet, dini kültür ve medeniyet değerlerimiz yok sayılmış hatta bunlara cephe alınmış, haklı bir tepki olarak şiddet karşıtlığı üzerinden hareket edilerek aile yapısı ile kadın-erkek kimlik ve ilişki biçimlerinin altı oyulmuş, türedi/sapkın kimlikler ve ilişki biçimleri doğallaştırılarak neslin ve ırzın ifsat edilmeye çalışıldığı göz ardı edilmiştir.
Aile son kalemiz, sığınağımız, bizi ayakta tutan ve tutacak olan bir kurumumuz olup bunun ifsat edilmesine rıza göstermeyeceğimizin bilinmesini isteriz. Şiddetin her türlüsüne karşı olan, kadına yönelik şiddeti “Cenneti anaların ayakları altına seren!” bir anlayışa sahip olan dinimizle ilişkilendirmeyi reddeden bir bilinçle vurgularız ki:
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ FESHEDİLMELİ, TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ PROJESİ İPTAL EDİLMELİDİR!
Sözleşme maddeleri incelendiğinde görülecektir ki:
- Sözleşmenin 4. maddesinde yer alan “cinsel yönelim” ve “cinsel kimlik” kavramsallaştırmaları ile her türlü cinsel sapkınlık normalleştirilmeye ve yasal koruma altına alınmaya çalışılmaktadır.
- Sözleşme’nin 36. 46. ve 59. maddelerinde “birlikte yaşanan birey” (partner) kavramsallaştırılması ile “nikâhsız” ve “metres hayatı” şeklindeki birliktelikler hem aile olarak kabul edilmekte hem de zina meşrulaştırılmaktadır.
- Sözleşme, AB tarafından Batılı olmayan ülkelerin kendi kendilerini asimile etme ve sömürgeleştirme aracı olarak kullanılmaktadır. Nitekim Sözleşmenin 12. ve 42. maddelerinde, sözleşmeye taraf olan ülkelerden Batının benimsediği kültürel normlar hariç, diğer milletlerin kabul ettiği, benimsediği, asırların birikimi olarak meydana gelen, zenginleşen kültür, din, örf, adet, gelenek ve törenin “kökünün kazınması” istenmektedir:
“Madde 12–1- Taraflar …kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır.”
“Madde 12-5- Taraflar kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” gibi kavramların bu Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edeceklerdir.”
“Madde 42–1- Taraflar bu Sözleşme kapsamında kalan şiddet eylemlerinin gerçekleştirilmesinden sonra başlatılan ceza davalarında kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus”un gerekçe olarak öne sürülmesinin önlenmesini temin etmek üzere, gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.”
- Kültür ve Medeniyet kodlarımıza göre aile içerisinde yaşanan huzursuzluklarda kadın ve erkeğin aileleri, hakem heyeti oluşturarak sürece müdahil olmak ve sorunu çözmeye çalışmak zorundadırlar:



