Vakıf Başkanımız Musa Özdemir Hoca, Kurban Bayramı dolayısıyla bir tebrik mesajı yayımladı. Özdemir, mesajında İslam âleminin bayramını kutlayarak, hac ibadetini yerine getirmek üzere Mekke ve Arafat’ta bulunan…
Bu bayram, fedakârlığın bir nişanesi olarak kurbanların kesildiği, toplumsal dayanışmanın elle tutulur hale geldiği, dünya Müslümanların birbirleriyle kaynaştığı atmosferin oluşmasıdır. Hz. İbrahim'in imtihanı, Hz.…
Hz. İbrahim aleyhisselamı konuşmak, yalnızca tarihte yaşamış büyük bir peygamberi anmak değildir. Bu konuşma, hakikatin izini sürmek, teslimiyetin ne olduğunu yeniden anlamak, tevhidin neyi zorunlu kıldığını kavramak ve…
Bazı insanlar hayattan çekilip gittiklerinde geride sadece bir isim değil, bir iklim bırakırlar. Onlarla geçirilen günler, yapılan sohbetler, paylaşılan hatıralar birdenbire daha kıymetli görünmeye başlar. Alparslan…
"Eski hâl muhal; ya yeni hâl veya izmihlâl..." - Said Nursi Mütefekkirimiz bununla neyi kastetmiş olursa olsun elan dünyamızın ahvaline uygun bir tesbit. Üzerinde idame-i hayat ettiğimiz yerküre, üzerimize tavan olan�
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan, okullarda öğrencilerin yine öğrencileri hedef aldığı saldırılar hepimizi derinden üzmüştür. Masum öğretmenlerimizin ve çocuklarımızın hayatını kaybetmesi ve yaralanması, sadece bir…
Bloglar
Medeniyet Vakfı İlim Kültür Eğitim ve Dayanışma Vakfı’nın yayın organı olarak çıkan Medeniyet Düşünce ve Kültür Bülteni’nin 37. Sayısı çıktı. Daha önce 36 sayılık bir yayın hayatına sahip olan Medeniyet Derneği Bülteni 37. Sayıdan itibaren Medeniyet Vakfı’nın İstanbul Şubesi’nin bülteni olarak yayın hayatına devam edecek.
15 Temmuz Darbe girişiminin konu alındığı bülten “Coğrafya Bir Kaderdir, Zafer de..” başlığını taşıyan editör yazısı ile okuyucuyu karşılıyor. Bülten’de Medeniyet Vakfı Başkanı M. Beşir Eryarsoy “15 Temmuz Darbe Girişimi Hakkında Bazı Mülâhazalar ve Egemenlik Meselesi”, Kâzım Sağlam “15 Temmuz İhanet Girişimi”, İsmail Ekrem “Bu Topraklar İslam Coğrafyasıdır Hainlere ve Katillere Terk Edilemez”, İbrahim Hakkı Toprak “Çözüm Laiklikte Mi?”, Ümmet Erkan “Siyasi Tarihimizde Darbeler”, M. Murat Acar “15 Temmuz Bir Milattır” başlıklı yazıları ile 15 Temmuz Darbe girişimini değerlendirirken Ömer Küçükağa Hoca, 15 Temmuz Süreci’ne dair gerçekleştirilen röportaj ile bültende yer almaktadır. Kanada’da ikamet eden İbrahim Özer “Darbe Girişimine Kanada’dan Bakış” başlıklı yazısı ile katkı sağlamıştır.
Ayrıca bültende Ahmet Ali Yüksel “Bakarsak Uzak, Yürürsek Yakın..”, Mustafa Gülali “Medeniyetimiz Önce Gönül İnşa Eder”, Hayriye Bican “Medeniyet Kelamla Başlar”, Betül Salur “Fethin Nişanesi Minber”, İdris Gökalp “Eğitimin Ana Teması Salih İnsan Yetiştirmek”, M. Salih İzgöer “Sinema Tarihinin Anlamı Üzerine Bir Deneme”, Bekir Karaboncuk “Müslümanca Yaşamak Üzerine”, Hüseyin Taşkın Önel “Ya Kahhar”, Sevdenur Öztürk “Bir Neslin Öncüsü: Şule Yüksel Şenler”, Fatih Pala “Vehbe Zuhaylî” başlıklı yazıları ile yer almıştır.
Medeniyet Düşünce ve Kültür Bülteni’nin 37. Sayısı editör yazısı şu şekilde;
Coğrafya Bir Kaderdir, Zafer de…
Muhterem Okuyucular,
Uzun bir aradan sonra yeniden huzurlarınızdayız. Sizinle buluşmak gerçekten çok özel bir duygu. Bu imkân ve güzelliği bizlere lütfeden Rabbimize sonsuz şükürler olsun.
Daha önce Medeniyet Derneği Bülteni adı altında 36 sayı çıkan yayın organımız, derneğimizin vakfa dönüşmesiyle birlikte elinizdeki 37. sayıdan itibaren Medeniyet Vakfı'nın İstanbul Şubesi'nin bülteni olarak neşredilmeye başlanmış bulunuyor. Eskiden olduğu gibi bu yeni dönemde de sizlere bütün çalışanlarımızla birlikte doğru ve güvenilir bilgiler vermeye gayret göstereceğiz. Memnuniyetinizden aldığımız güçle aynı yolda, aynı hedefe doğru hep birlikte emin adımlarla yürümeyi ümit ediyoruz. Rabbimiz bu güzel yolculukta hepimizin yardımcısı olsun.
Kıymetli Okuyucular,
Kalemin her şeyi anlatamadığı bazı hadiseler vardır. Yazarsınız da tam anlatamazsınız, hep bir şeylerin eksik kaldığını hissedersiniz içinizde. Çünkü büyük dertlerin dili yoktur, tercümanı da. Konuşan suskunluk buradan başlar.
Yaşadığınız zaman, cereyan eden hadiseler, şahit olduğunuz olaylar bazı zamanlar size gerçek kimlikleriyle görünmez, daha doğrusu sizin onları layıkıyla anlamanız ve yorumlamanız zorlaşır. Her şeyi belirsizleştiren gri sis perdeleri sadece gözleri bürümez; akıl, idrak ve basiret melekelerini de örter ve bürür. Bu durumlar zor zamanlardır, zor zamanlarda ayakta kalmak ise çok daha zordur ve bu, herkesin kârı da değildir. Hakkın şahitliği buradan başlar.
Hepimiz çağımızın tanığıyız. Herkes zaman sahnesinde kendine biçilmiş rolünü oynar. Figüranlık da bir roldür, aslolan ise başrol. Çağda hem aktör hem faktör olmak, rolünü ancak sahici oynayanların mümeyyiz vasfıdır. Kesif düşünceler, muhakeme, tefekkür, ileri görüşlülük ve hadiselerin ruhuna nüfuz edebilmek, hakkın şahitliğini yapabilme şuuruna layık insanların yükselebileceği bir erdemdir. Basiret ve feraset bu erdemden başlar.
İnsan olabilmenin rüknü ahlâklı olmaktır. En üstün insan, ahlâken en güzel olandır. Her şeyin olduğu gibi ahlâkın da ölçüsü Kur’ân’dır. Buna göre ahlâklı olmak, dürüst ve şeffaf olmayı gerektirir. Adalet ve sadakat, insaf ve merhamet, izan ve şuur, güven ve vefa bu evrensel ahlâk değerlerinin birer mütemmim cüzüdür. İhanetin, hıyanetin, kibir ve riyanın, mürailiğin bu ahlâk müessesesinin bünyesinde barınması mümkün olmaz. Ahlâkın vatanı vardır ve bu da serapa ahlâk olan İslam’a ve Müslümanlara kucak açan bu coğrafyalardır. Bu coğrafyalar dinden neşet eden ahlâk nizamıyla kendinden olmayan düşünce ve kişileri dışarı atar. Gizlenen kimlik ve şahsiyetleri, kirli emel ve planları geç de olsa ortaya çıkarır. Çünkü o, furkan olan bir kaynaktan neşet etmiştir. Güzel ahlâk, dinin evrensel değerlerine rabt olmakla başlar.
Değerli Okuyucular,
Yaşadığımız şu zaman dilimi, tarihî arenada ne öneme sahiptir, bunu yine zaman gösterecek fakat Türkiye’nin ve dünyanın son yüz yılında çok önemli bir yere sahip olacağı aşikârdır. Her ölüm, tarihî bir öneme sahiptir ve kıyamet demektir. Katledilen insanlar, yok edilen toplumlar, yıkılan ve yağmalanan şehirler, yangın yerine çevrilen coğrafyalar ahir zaman kıyamet habercisinden başka neye yorulabilir?
Her neslin bir kaderi vardır, her insanın kaderi gibi. Coğrafya da bir kaderdir, zaman gibi. Bizler bugün zaman kaderimizi coğrafya kaderimizde yaşıyoruz. Coğrafya ve zaman kaderinde vuku bulan bu hadiseler birbirinden kopuk ve ilgisiz değildir. Geçmiş ile geleceğin suyun suya benzemesi gibi çok benzer birbirine. Halep’in, Şam’ın, Bağdat’ın; Kudüs’e, İstanbul’a, Buhara’ya, Kahire’ye, Kurtuba’ya benzemesi bu ortak kaderin bir sonucudur. Bu kadim coğrafya kader birliği etmiştir ve imtihanlarını sırasıyla savmaya çalışmaktadır. Bu coğrafya insanı, yüzyıllardır ölmeye alıştı. Kadınları öldü, kocaları öldü, çocukları, bebekleri... Kan, gözyaşı ve zulüm uzun yıllar kaderi oldu bu mazlum coğrafyaların. Ölümler ölümlere ulandı, hayatlar bir başka hayata. Ne var ki hayat yine devam etti ve edecek. Mazlumlar âhını alıncaya dek. Belki yine ölürler ve belki yarın da ölecekler ama bu, ilanihaye böyle gitmez, gitmeyecektir de. Umutla, aşkla, sevdayla bin dirilecekler, diriliyorlar da. Öle öle diriliyorlar, kuruyan gövdelerini gözyaşlarıyla suluyorlar. Ümmet artık sefer hâlinde. Zafere giden yol buradan başlar.
Bir sonraki sayıda görüşmek dileğiyle Allah’a emanet olunuz.