MUHAFAZAKÂRLIK, MODERNİST TUTUM
Medeniyet Yöneticisi · 24.06.2020 · 7 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
İsnâd‑ı ta'assub olunur merd‑i gayûra,
Dinsizlere tevcîh‑i reviyyet yeni çıktı.
İslâm imiş devlete pâ‑bend‑i terakki,
Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı.
Milliyyeti nisyan ederek her işimizde,
Efkâr‑ı Firenge tebaiyyet yeni çıktı.
Ziya Paşa
Hatırlanacağı gibi, on dokuzuncu yüzyıl, Müslümanların küresel bir iktidar odağı olmaktan uzaklaştırılmasıyla sonuçlanmıştı. Bir yandan yaşanan işgaller, diğer yandan Avrupalı devletlerin idari, iktisadi ve siyasi süreçlere müdahaleleri ile ümmet iç işlerine müdahale edilen bir konuma düşmüştü. Yeni durumu anlamlandırmak için girişilen çabaların neticesinde ise çeşitli fikir akımları doğdu. Bazıları, mevcudu korumayı esas alarak, yenilenme çabaları karşısında olumsuzlayıcı bir tutum alırken, diğer bir küme de mevcudu büsbütün değiştirmeyi teklif ediyordu. Üçüncü okuma biçimi ise meseleyi yeni yahut eski olmakla ilgili değil, yeni ya da eski olanın mahiyetinin ne olduğunu esas alarak değerlendirmeye tabi tuttu. Üçüncü yaklaşımı benimseyenler eskiyi olduğu gibi devam ettirmenin imkânsızlığını görerek değişmeyi zaruri gördü ama geleneğe karşı reddiyeci olmadı. Yeni olanın mahiyetini sorgulamaksızın benimsemeyi ise İslâmi kabullerle ve tarihî‑toplumsal gerçeklikle çelişeceğini gördü.
Bu yaklaşımı benimseyenlerin oluşturduğu çizgiye İslâmi tecdit hareketi diyebiliriz. Muhafazakâr reddiyecilik ile modernist reddiyecilik dışında bir okuma teklifi olarak İslâmi tecdit hareketi korunması gerekeni korumayı, yenilenmesi gerekeni de yenilemeyi esas aldı. Mezkûr yaklaşım bu tercihi aracılığıyla hem kendi kalmayı hem de mevcut meydan okumayı cevaplamayı mümkün görmekteydi.
Günümüzde yaşanan kafa karışıklığını aşmaya katkı sunabileceğini varsayarak bu akımların yaklaşımlarını biraz daha açmakta fayda olabilir.
Osmanlı'nın son döneminde kullanılan kavramları esas alarak ifade edersek yaşanılan şey bir inhitat hâli idi. İnhitat, dönemin sözlüklerinde ihtiyarlık çağı olarak tanımlanmaktadır. Sonraki literatürde gerileme olarak içselleştirilen yanlış kullanımın aksine inhitat kavramı, başkalarını model olarak görerek kendini tanımlamayı değil, karşı karşıya bulunduğu durumu kendi bağlamında anlamayı esas almış bir aklın eseri olarak görülebilir. Nitekim Said Halim Paşa, Muhammed İkbal, Mehmed Akif ve Elmalılı Hamdi Efendi gibi dönemin öncü şahsiyetlerinin eserlerinde açıkça görülebileceği gibi, sorun sadece dışarının saldırganlığı ile açıklanamazdı. Dahası esas olarak İslâm ümmetinin kendi bünyesindeki zaaflar sebebiyle dış müdahaleye açık hâle geldiği bu literatürde esas alınmaktadır. Meseleyi öncelikle kendi iç dinamikleri içinde anlayan bu yaklaşım sahipleri, doğal olarak çözümü de kendi iç dinamiklerini hesaba katmadan üretemeyeceklerinin bilincindeydiler. Nitekim İkbal'in bir tecdit ve ihya çabasının tam da bu noktadan başlaması gerektiğine dair düşüncesini en güzel ifade eden mısralarından birisi Cavidnâme'de şu şekilde geçer: “Gel, yaşlanmış dünyayı gençleştir.”
Bütün bu izahları daha yazının giriş kısmında ifade etmemin elbette bir maksadı var. Günümüz de yaygın olarak İslâmcılığa yöneltilen eleştiri/suçlamalar, kanaatimce hem İslâmcılığın iç dinamikleri meselenin hâlli için bir başlangıç noktası olarak gören yaklaşımlarını hem de İslâmcılıkla muhafazakâr/gelenekçi yaklaşım arasındaki farkı bilerek yahut bilmeyerek ihmal etmektedirler. Asimetrik bir çatışmanın ötekisi olarak muhafazakâr/ gelenekçi mahfillerin gerek geleneğe gerekse de hâkim Batılı sisteme ilişkin tutumlarının aksine İslâmcılık sorunu daha temelden değerlendirmektedir. Hayatı muhkem ve değişen iki veçheli bir imtihan alanı olarak gören İslâmcılık ne eski olanı ne de yeni olanı sorun olarak görmektedir. Eski, eski olduğu için yeni de yeni olduğu için kıymetli yahut kıymetsiz olamaz. Kıymet ölçüsü eski veya yeni olanın mahiyeti ile ilgili olabilir. İslâm'ın kıymet ölçülerine göre iyi ve kötü olan eskide de yenide de olabilir.



