RUANDA'DA İSLÂM RÜZGÂRI
Medeniyet Yöneticisi · 07.03.2018 · 6 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Batı'nın kışkırtmaları sonucu Tutsilerle Hutuların birbirlerini kırdığı ülke Raunda. 1994'teki kabile savaşında 1 milyon insanını kaybetti. Artık “kabileciliğin” ismini bile duymak istemeyen Ruandalıların İslâm'a olan ilgisi her geçen yıl artıyor. Ülkedeki Müslümanların imkânsızlıklar içerisindeki azimli çalışmaları da bölgede İslâm'ın yayılması adına bizleri umutlandırıyor.
Tarih boyunca büyük acılar, katliamlar, soykırım ve ayrılıkların yaşandığı bin tepeli ülke Ruanda'dayız. Orta Afrika'da Büyük Göller Bölgesi'nde yer alan Ruanda'nın nüfusu 9 milyondur. Komşuları Burundi, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda ve Tanzanya'dır. Engebeli olan ülkenin adının anlamı “Bin tepe ülkesi” anlamına gelmektedir. Ruanda'nın adı 1994'te yaşanan ve 1 milyon insanın ölümüyle sonuçlanan katliamla hafızalara kazındı. Belçika'nın, emperyalist bir anlayışla ülke yönetimini kontrolünde elinde tutmak için Tutsilerle Hutular arasındaki kabile ayrımcılığını körüklemesi, fakir Ruandalılar için bedeli çok ağır bir politika oldu.
Bu katliamın neden yaşandığını tam olarak anlamak için geçmişe bir yolculuk yapmak yerinde olacaktır. Raunda, 1890 Brüksel Konferansı'nda, sömürge güçleri tarafından önce Almanların idaresine verildi. Ancak doğal kaynaklar bakımından fakir olması nedeniyle ülke Almanların pek ilgisini çekmedi. I. Dünya Savaşı'nın ardından Ruanda'nın yönetimi Belçika'ya verildi. Afrika siyasetinde yönetici ve yöneten unsurların birbirinden ayrılması prensibini uygulayan Belçikalılar, bu politikayı Ruanda için kontrolün elde tutulmasının garantisi olarak gördüler ve bölgede bulunan azınlıktaki Tutsileri, Hutulara karşı desteklemek amacıyla onlara ırka dayalı bazı ayrıcalıklar verdiler.
İlk Fitne Tohumlarını Belçika Ekti
Sömürgeci güçlere kolaylık olması amacıyla herkese ırkını gösteren kimlikler dağıtıldı. Tutsi ve Hutuların aslında ortak olan dil-gelenek-etnik geçmişleri ve kültürleri yok sayılarak bir tür yapay ırksal ayrımcılığa gidildi. Böylece ilk fitne tohumlarını eken Belçikalılar, 1950 yılından sonra başlayan özgürlükçü akımlarla bu defa sayıca üstün olan Hutuları desteklemeye başladılar.
1962'de yapılan seçimlerde Tutsiler yönetimi ele geçirdi. Böylece Hutular yönetimden uzaklaştırılmaya başlandı. Bu dönemde başlayan fitne, kabileler arasında birçok katliama sahne oldu. 6 Nisan 1994 yılında Hutulu başkan, uçağı düşürülerek öldürüldü. Bu olayla birlikte başlayan Tutsi katliamı üç ay gibi kısa bir sürede 1 milyon insanın katledilmesiyle sonuçlandı.
Çok büyük acıların ve katliamların yaşandığı bu küçük Orta Afrika ülkesi, artık kabile ve kabilecilikle ilgili tek kelime bile duymak istemiyor. Bugün insanlar yokluğa ve hayatın bütün zorluklarına rağmen barış içinde yaşamlarını sürdürüyorlar.
Müslümanlar İmkânsızlıklara Rağmen İyi Çalışıyor
İHH'nın projelerini yerinde görmek ve yeni projelerin startını vermek için gittiğimiz Ruanda'da başkent Kigali Havaalanı'na ayak bastığımızda Ruanda'nın ne kadar yoksul bir ülke olduğunu hemen fark ediyoruz. Evlerin durumu ve altyapı yokluğu ülkenin ne kadar çaresiz olduğunu gösteriyor. Aynı gün içinde ziyaret etiğimiz Takva Mescidi, bize Müslümanların bütün imkânsızlıklara rağmen dinlerine nasıl sarıldıklarını gösterdi. Cemaatle ikindi namazı kıldığımız Takva Mescidi, 100 m2 alana sahip. Bakımsızlıktan her tarafı dökülen mescidin bitişiğinde bir odadan müteşekkil bir Kur'an kursu var. Bu odanın durumu da mescitten kötü. Mescidin zemininin yarısı oldukça eski ve yırtık kilimlerle kaplı.



