PANEL: ŞEHADET VE ŞEHİTLERİMİZ
Medeniyet Yöneticisi · 04.01.2014 · 9 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Medeniyet Vakfı Üniversite Komisyonu’nun düzenlediği “Geleneksel Cumartesi Buluşmaları”nın 02.03.2012 tarihli oturumunda “Şehitlerimiz ve Şehadet” konulu bir panel gerçekleştirildi. Panel iki oturum şeklinde gerçekleşti. Her oturumda üçer kişi konuştu.
İlk oturumda Ali Yüksel’in başkanlığında Nurullah Kaya, Mehmet M. Alan ve Rauf Koç; ikinci oturumda ise Mustafa Çetin’in başkanlığında Necmettin Elmasçı, Ali Yüksel ve Musa Şıneğo sunumlarını yaptılar.
Birinci oturumdaki sunumların konusu sırasıyla
“Hasan el-Benna, Mustafa Sıbai ve Malcolm X”; ikinci otumdaki sunumların konusu ise “Ömer Muhtar, Abdullah Azzam, Şeyh Said” idi. Mustafa Çetin oturum sonunda şehitlerin vecizelerinden bir iki demet sundu.
Kâzım Sağlam Hocamız da konuya ilişkin görüşlerini kısa bir şekilde ifade ettikten sonra bu tür faaliyetlerin son derece faydalı olduğunu ve devamının gelmesi gerektiğini vurguladı. Aşağıda okuyacağınız satırlar panelin kısa bir özetidir.
Hasan el-Benna
Nurullah Kaya
Yüce Allah Âl-i İmrân Sûresi’nin 179. ayet-i kerimesinde ‘’Allah müminleri içinde bulunduğumuz hal üzere bırakacak değildir.’’buyurmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v.) de konumuzla irtibatı bulunan bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır: ‘’Şüphesiz Allah bu ümmete her yüzyıl başında dinini yenileyecek kimse(ler) gönderecektir.” Hasan el-Benna’yı yaşadığı dönem, bulunduğu ahval itibarıyla, yaşayışını, ne yapmaya çalıştığını anlamak için; kendini bir tebliğ, bir davet çalışması içinde kabul eden her Müslüman’ın, yukarıda geçen ayet ve hadis ışığında yolculuğa çıkması gerekir. Bu yol uzundur, yolculuk ise sabır ister. Bu yola çıkanlar, geride kalanlara müjdeler verdiler. Onların yolculuklarına şahitlik edenler, onların yüzlerine sinen en güzel yolculuğun nurani izlerini aktardılar. Hasan el-Benna’yı şehadetinden sonra anlatan yazılar içerisinde, Suriye’nin büyük âlimlerinden olan Şeyh Muhammed Hamid şöyle demişti: ‘’Müslümanlar yüzyıllardır Hasan el- Benna gibisini görmedi. Önderlerin rehberliği, âlimlerin ilmini, ariflerin irfanı, hatiplerin ve yazarların belağatını, komutanların komutanlıklarını, idarecilerin yönetimini inkâr ediyor değilim. Bu özelliklere sahip insanların geçmişte olduğu gibi gelecekte de olacağını inkâr etmiyorum. Ancak bu üstün sıfatları kendinde toplayan çok az sayıda insandan biridir şehid imam.’’ Hasan el-Benna diyordu ki: İslâm siyaset değil, sosyal hayat değil, ekonomi değil, kültür değil de nedir? Hiç şüphesiz, İslâm hem inanç, hem ibadet, hem vatan, hem hoşgörü, hem kuvvet, hem ahlâk, hem madde, hem kültür, hem de kanundur. Hasan el Benna’yı anlamak, onun söylediklerini yaşamak ve çalışmaktan geçiyor. Şehid imamı anlamak, yaşadığımız anı, dünde bıraktığımız geçmişimizi hatırlamaktır. Kendimizi tanımalı, durduğumuz yeri bilmeli ve en güzel hayatı yaşamalıyız. Hasan el-Benna gibi... Allah şehadetini kabul etsin ve sürdürdüğü İslâm davasını zafere erdirsin inşallah.
Mustafa SIBAİ
Mehmet M. Alan
“Mustafa Sıbai’nin hayatına baktığımızda ilim ve cihattan başka bir şey görmüyor gibiyiz. Çünkü onun hayatı mücadele ile doludur. 1915’te Suriye’nin Humus kentinde dünyaya gelen Mustafa Sibai, soylu ve ilmi bakımdan zengin bir aileye mensuptu. Bu mensubiyeti nedeniyle insanlara olan yakınlığı artıyor, Müslüman şahsiyetin nasıl olması gerektiğini görüyor ve imanı daha da kuvvetleniyordu. Küçük yaşta Kur’ân’ı ezberlemişti. Eğitim hayatına herkesin gıpta ile baktığı bir insandı. Bunların yanında ilimden hiç uzak durmuyordu. İnsanlar onu küçük yaşta babasının yanında Fransızlara karşı verdiği mücadelede ve yine babasının camisinde daha 18 yaşlarındayken verdiği hutbelerden tanıyorlardı.





