Ürdün Müslüman Kardeşler Cemaati liderlerinden pek muhterem ilim, hareket ve dava adamı Dr. Muhammed Abdülkadir Ebu Faris, uzun süren hastalığın ardından Salı günü öğle saatlerinde rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur.
Muhammed Abdulkadir Ebu Faris, Medeniyet Derneği ve Genç Birikim Derneği’nin 5-6 Mayıs 2012 tarihinde Ankara’da düzenlediği "Hasan el-Benna ve Müslüman Kardeşler Uluslararası Sempozyumu"na “Hasan el Benna Hayatı ve Kişiliği” tebliği ile katılmıştı.
ŞEHİT İMAM HASAN EL-BENNA HAYATI VE KİŞİLİĞİ - DR. MUHAMMED ABDULKADİR EBU FARİS
İçindekiler:
- Hasan El-Benna Kimdir?
- Hasan El-Benna’nın Aile Ortamı
- Hasan El-Benna’nın Yetişme Döneminde Siyasi-Sosyal Ortam
- Çocukken Allah Tarafından Korunması
- Örnek Davranışları
- Kurduğu Cemiyetler İle İçinde Yer Aldığı Cemiyetler
- Henüz Okul Sıralarındayken Davet Çalışmaları
- Temel Eğitimi
- Sufilerle İlişkisi
- Öğretmen Olarak Atanması
- İhvanı Müslimin (Müslüman Kardeşler) Topluluğunun Kuruluşu
- Hasan El Benna’nın Vasiyyeti
- Milletvekili Seçimlerinde Adaylığının Engellenmesi
- İmam El-Benna Krallık Düzenini Değiştirmeyi Düşünüyormuydu?
- Enver Sedat’ın El-Benna İle İlişkisi
- Hasan El-Benna Ve Filistin:
- El Bena Ve Hareketine Karşı Düşmanlığın Nedenleri:
- Cinayete Hazırlık:
- Şehidin Cenazesi:
- Üstad Hasan El-Benna’nın Kişiliği:
- Rabbani Alim:
- Dünya Nimetlerinden Yüz Çeviren Ve Zahid Hasan El-Benna
- Üstün Davetçi Ve Eğitimci
- Hasan El-Benna’nın Tevazusu
- Hasan El-Benna’nın Hafızasının Kuvveti
- Hasan El-Benna’nın Cesareti
- 1919 Devrimine Katılması Ve Gösteriler İle Grevleri Yönetmesi
- Öfkeyi Yutmak Ve İnsanları Affetmek
- Öfkeyi Yutmak Ve Kötülük Yapanları Affetmek
- Seven Ve Sevilen Adam
- Fitneye Başkaldıran Hasan El-Benna
- Siyasî Fakîh El-Benna
- Hasan El-Benna, Ehli Sünetin Siyasi Görüşünü Geliştirmesi
- Hasan El-Benna’nın Fikirlerinden Örnekler
- Bir: Duruşunu Açıkça Belli Etmesi Ve Hedefine Ulaşmak İçin İzleyeceği Yolu Belirtmesi
- İki: Mevcut Hükümetler Hakkındaki Açık Görüşü
- Üç: İhvan Ve Hilafet
HASAN EL-BENNA HAKKINDA NE DEDİLER?
- “Vallahi Hasan el-Benna gibi şaşılacak düzeyde fedakâr, öğütlerinde samimi, asil bir terbiye sahibi, yüce gönüllü, ıslah konusunda derin iz ve eserler bırakan başka birini daha görmüş değilim.” Hasan el-Benna’nın halefi Hasan el-Hudaybî.
¬ - “Hasan el-Benna geniş ve kapsamlı bir ansiklopedi gibiydi. İstenilen her türlü konuda herhangi bir hazırlık yapmadan anlaşılır bir dil ve akıcı bir üslupla konuşabilirdi.” Dr. İshak el-Ferhân.
- “Benim gözümde Hasan el-Benna, Afganî ile Muhammed Abduh’tan daha büyük birisidir. O, takva ile siyasi dehanın ilginç bir karışımıdır. O, Ali’nin kalbi Muaviye’nin aklıdır. İslam dünyasının beklemekte olduğu liderin özelliklerini ben onda gördüm.” Tantâvi Cevherî.
- “Hasan el-Benna benzersiz bir deha ve keskin bir basirettir. Eşsiz bir cesaret ile kamil bir hikmeti kendinde bir araya getirebilmiştir. İnsanları uyandırmış ve doğru İslam’a giden yolu onlara aydınlatmıştır.” Muhammed Abdullah es-Semmân.
- “Hasan el-Benna’da siyasilerin dehası, liderlerin gücü, alimlerin delil sunma kabiliyeti, mutasavvıfların imanı, filozofların akli ölçüleri, hatiplerin ifade gücü ve yazarların ağırbaşlılığı bir araya gelmiştir.” Robert Jackson.
- “Hasan el-Benna Arap dünyasının en zeki siyasi şahsiyetlerinden biridir.” Richard Mitchell.
Vakıf Başkanımız Musa Özdemir Hoca, Kurban Bayramı dolayısıyla bir tebrik mesajı yayımladı. Özdemir, mesajında İslam âleminin bayramını kutlayarak, hac ibadetini yerine getirmek üzere Mekke ve Arafat’ta bulunan…
Bu bayram, fedakârlığın bir nişanesi olarak kurbanların kesildiği, toplumsal dayanışmanın elle tutulur hale geldiği, dünya Müslümanların birbirleriyle kaynaştığı atmosferin oluşmasıdır. Hz. İbrahim'in imtihanı, Hz.…
Hz. İbrahim aleyhisselamı konuşmak, yalnızca tarihte yaşamış büyük bir peygamberi anmak değildir. Bu konuşma, hakikatin izini sürmek, teslimiyetin ne olduğunu yeniden anlamak, tevhidin neyi zorunlu kıldığını kavramak ve…
Bazı insanlar hayattan çekilip gittiklerinde geride sadece bir isim değil, bir iklim bırakırlar. Onlarla geçirilen günler, yapılan sohbetler, paylaşılan hatıralar birdenbire daha kıymetli görünmeye başlar. Alparslan…
"Eski hâl muhal; ya yeni hâl veya izmihlâl..." - Said Nursi Mütefekkirimiz bununla neyi kastetmiş olursa olsun elan dünyamızın ahvaline uygun bir tesbit. Üzerinde idame-i hayat ettiğimiz yerküre, üzerimize tavan olan�
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan, okullarda öğrencilerin yine öğrencileri hedef aldığı saldırılar hepimizi derinden üzmüştür. Masum öğretmenlerimizin ve çocuklarımızın hayatını kaybetmesi ve yaralanması, sadece bir…
Bloglar
HASAN EL-BENNA KİMDİR?
Hasan b. Ahmed b. Abdirrahman el-Benna’dır. Hicri 1325 yılının Rabiulevvel ayında (Ekim, 1906) Buhayra vilayetine bağlı Mahmudiye kasabasında doğdu. Kasabadaki mekteplerde başladığı eğitimine Demenhur’de, sonrasında Kâhire’de devam etti. Hicri 1346 (Miladi 1927) yılında da Daru’l-Ulum’dan mezun oldu.
Babasının arzu ve isteği üzerine genç yaşta Kur’ân’ı ezberledi. Sonrasında yine babasının teşvikiyle kendisi İmam Ebu Hanife’nin mezhebini, diğer kardeşleri de Maliki, Hanbeli ve Şafii mezheplerini okuyup öğrenmeye koyuldular.
Bu arada babasının mesleği olan saatçiliği de babasından öğrendi. Medrese eğitimi süresince de babasının dükkanında bu mesleği icra etti. Medrese çıkışı yatsı namazına kadar babasının dükkanında çalışır, yatsı namazından sonra derslerine çalıştıktan sonra da uyurdu. 12 Şubat 1949 yılında 43 yaşlarındayken şehit oldu.
İşte asil, şerefli, temiz, aydın, takva sahibi, seçkin ve Kur’ân hafızı olan Hasan Ahmed Abdurrahman el-Benna budur. Allah müstehakını versin Akkad’ın (Abbas Mahmud el-Akkad), bizzat kendi sesiyle radyodan Hasan el-Benna’nın babasının Yahudi olduğunu ifade etmesinin bizim için bir değeri yoktur. Ki Akkad’ın Allah için tek bir rekat dahi kıldığı görülmüş değildir. Dinleti ile toplantılarını da Cuma namazına denk gelecek şekilde ayarlardı ki onu dinleyenler Cuma namazına gitmesinler. Ayrıca Cuma namazının kılınmaması gerektiği fikrini de ısrarla dile getirirdi.
Akkad bu iddiasını devlet radyosunda, zorba ve şerefsiz kral Faruk, üstat Benna’ya suikast planlarını yaparken dile getirmişti. O sıralar da İhvan’ın böylesi iftira ile yalanlara cevap verme imkanı bulunmuyordu. Zira geneli hapishanedeydi, evleri, büroları kapatılmıştı, mallarına el konulmuştu.
HASAN EL-BENNA’NIN AİLE ORTAMI
Hasan el-Benna dindar, ahlaklı ve ilim sahibi bir aile ortamında yetişti. Babası Mısır’da ve diğer ülkelerde tanınan bir hadis alimiydi. Ahmed, Şafiî, Mâlik ve Ebû Hanife’nin Musned’lerini okumuştu. İmam Şafiî’nin Musned’ini fıkhî konularına göre tertip etmiş ve bu eserine Bedâi’u’l-Münen fî Tertîbi Musnedi’l-İmâm eş-Şâfiî ve’s-Sünen adını vermişti. İmam Ahmed’in Musned’ini fıkhî konularına göre tertip etmiş ve bu eserine el-Fethu’r-Rabbânî bi-Tertîb Musnedi’l-İmâm Ahmed b. Hanbel eş-Şeybânî adını vermişti. Ayrıca İmam Ahmed’in Musned’ine şerh yazmış, hadislerinin tahricini yapmış, içinde bulunan hükümleri çıkarmış ve bu esere de Bulûğu’l-Emânî Min Esrâri’l-Fethi’r-Rabbânî adını vermişti. Ancak eserin hacmini fazla bulunca muhtasarını yazmış ve buna da Muhtasaru Bulûğu’l-Emânî Min Esrâri’l-Fethi’r-Rabbânî ismini vermiştir.
Hasan el-Benna’nın babasının büyük çabalarla İmam Ahmed’in Musned’ini fıkhî konularına göre tertip etmesi hem öğrencilerin hem de alimlerin bu eserden daha fazla faydalanmalarına olanak sağlamıştır.
Malumdur ki musnedler sahabelere dayandırılan hadisleri içermektedir. Bu açıdan her bir sahabenin ayrı bir musnedi bulunmaktadır. Yani her bir sahabenin taharet, ibadet, muamelat, cihad, siyer, hükümler, devletlerarası ilişkiler gibi alanlarda rivayet ettiği hadisleri vardır. Bir öğrenci örneğin cihad hakkında bir hadisi bulmak istese bir sahabeden gelen tüm hadisleri okuyup gözden geçirmesi gerekir ki istediği hadisi bulabilsin. Bu sahabeden istediği hadisi bulamadığı zaman başka bir sahabeden gelen tüm hadisleri taraması gerekir. İstediği konu hakkındaki bir hadisi bulabilmesi içinde bu şekilde yoğun bir çaba haracayacaktır.
Ancak İmam Ahmed’in Musned’i konularına göre Hasan el-Benna’nın babası tarafından el-Fethu’r-Rabbânî adıyla bu şekilde tertip edilince bu yönde öğrencilere bir kolaylık sağlanmış oldu. Kişi örneğin cihad veya faiz veya kira konularında hadis bulmak, öğrenmek istese eserin fihristinden cihad veya faiz veya kira gibi aradığı bağlığı açar ve konu hakkındaki hadisleri kolay bir şekilde bulabilir. Bunu yaparken ayrıca hadisin sıhhat derecesi ile içerdiği hükümleri de öğrenmiş olur.
Hasan el-Benna’nın babası, hadis alanında otorite olmasının yanında bir de geçimini sağladığı ve ustası olduğu bir mesleği vardı. O da saat tamirciliğiydi ve insanlar arasında “Saatçi” olarak bilinirdi.
Hasan el-Benna dünyaya gözlerini açtığında Mısır, İngilizlerin işgali altındaydı. Mısır’ın tüm kaynakları sömürüyor, ülkenin siyaseti, ekonomisi, askeri, polisi ve her türlü alanları kendileri tarafından idare ediliyordu.
Mısır hükümetinin elinde herhangi bir yetki yoktu ve bütün işlerde İngiliz idaresinin emri altındaydı. Zamanın Mısır kralı da aynı şekilde İngilizlerin hiçbir emrine karşı gelmiyordu.
Mısır’da bulundukları süre içerisinde İngilizler ülkenin bozulması ve ahlaksızlığın yayılması konusunda ellerinden gelen çabayı göstermişlerdir. İslam’ın iman ve ahlaka yönelik bütün değerlerine karşı savaş açmış, umumi evlerin açılmasına ruhsat vermiş, cahili adetlerin ayakta tutulması için gerekli her türlü teşvik ve desteği sağlamışlardır. Bu çalışmaları sonucu da gençlerin ahlakını bozup arzularının peşine düşürebilmişlerdir.
İmam Hasan el-Benna bu durumu anlatırken şöyle der: “İnsanlarımızın bu tür ağır nefsani meşgalelerin içinde olmasına, başıboş dolaşmasına, kahvehanelere doluşmasına, fesadın kaynağı olan, ahlakı bozan salonlara gidip gelmesine şaşırır dururduk. Birini çevirip de neden böylesi sıkıcı ve boş oturmaların peşinde olduğunu sorsan, “Vakit öldürüyorum” der. Oysa bu zavallı bilmez ki vaktini öldüren kişi aslında kendini öldürüyordur. İnsanların bu durumuna şaşardık. Oysa çoğu da okumuş entelektüel insanlardı ve böylesi bir ataleti önleme konusunda bizden daha önde olması gereken kişilerdi. Sonra birbirimize bunun, ümmetin en tehlikeli hastalıklarından birisi olduğunu, bu hastalığın tedavisi için gerekli çalışmaların yine aynı ümmetin bireyleri tarafından yapılması gerektiğini söylerdik.”
Ahlaki fesat ile çöküntülere rağmen yine de Mısır halkı ara sıra İngilizlere karşı toplu gösteriler yapıyor, genel grevlere gidiyordu. Bu tür faliyetlerin de başını ülkenin ileri gelenleri ile eşrafı çekiyordu. Bu tür eylemlerde ülkenin bağımsızlığına vurgu yapan pankartlar açılıyor, hamasi marşlar söyleniyordu. Bu mücadele heyecanını söndürmek isteyen İngiliz askerlerine karşı bazen direniş gösterildiği de oluyordu.
İmam Hasan el-Benna bu konuda şöyle der: “Kasabamıza giren ve çoğu yerinde karargah kuran İngiliz askerlerini hâlâ hatırlarım. Bazı askerler kasabalılardan bazılarına dalaşınca askerlerden biri elindeki deri kemerle kasabalı birisinin peşinde koşmaya başladı. Ancak kasabalı adam askeri diğerlerinden uzaklaştırıp baş başa kalınca ona temiz bir dayak çekti. Asker de aşağılanmış ve dayağını yemiş bir şekilde geri döndü. Yine kasaba halkının, İngiliz askerlerinin saldırıp eve girmesine engel olmak ve çoluk çocuğu korumak için kasabada geceleri sırayla nöbet tuttuklarını hatırlarım.”
Üstat Hasan el-Benna aynı zamanda Türkiye’de hilafetin kafir ve laik biri olan Mustafa Kemal Atatürk tarafından kaldırılmasına da şahit olmuştur.
ÇOCUKKEN ALLAH TARAFINDAN KORUNMASI
Üstat Hasan el-Benna’nın çocukluk dönemini araştıran kişi henüz çocuk yaştayken tehlikelerden, dişlerinden zehir taşıyan yılanlar gibi her türlü zarar verecek şeylerden Allah tarafından korunduğunu da görecektir. Örneğin;
1- Babası ona şöyle bir olayı anlatır: “Henüz altı aylık bir bebektin ve annenle birlikte derin bir uykuya dalmıştın. Ben de gece yarısından sonra işiten eve gelmiştim ki gördüğüm şey karşısında kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Korkunç bir yılan yanı başında kıvrılmış, başını da senin başının yanına uzatmıştı. Başı neredeyse senin başına değecek kadar yakındı. O an korku ve endişeden neredeyse kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Hemen Rabbime yalvarıp yakarmaya başladım. Önce kalbim sakinleşti, sonra korkum gitti. Yılanın zararını savmak için okunan bir rukye de o anda dilimden dökülüverdi. Rukyeyi henüz bitirmiştim ki yılan geri çekilip deliğine girdi. Oğlum! Allah’ın, ezeli ilminde senin hakkındaki hikmet ile takdiri bu şekilde seni yılanın sokmasından kurtardı.”
Babasının o an okuduğu rukye (dua): “Allahım! Nuh’un ve Süleyman b. Davud’un onlardan aldığı ahid adına bize zarar vermemelerini senden diliyorum” şeklindeydi.
Tirmizî’nin de İbn Ebî Leyla’dan naklen bildirdiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Evinizde yılan gördüğünüz zaman ona: “Nûh’un sizden aldığı ahid adına, Süleymân’ın sizden aldığı ahid adına bize zarar vermemenizi istiyoruz” deyin.” Tirmizî: “Hasen garîb hadistir” demiştir.
2- Üstat Hasan el-Benna çocukluğunda birçok defa ölüm tehlikesi geçirmiştir. Bir defasında kardeşi Abdurrahman ile birlikte evde oynarken evin tavanı üzerlerine çökmüştü. Ancak tavan, merdivenlerin korkuluklarına dayanmış ve bu şekilde ezilmekten kurtulmuşlardı. Daha sonra da yardım gelip enkaz kaldırılmıştı.
3- Bir defasında sekiz metreden daha yüksek olan bir evin damından aşağıya düşmüş ancak erzak üzerine çekilen bir tentenin üzerine geldiği için kendisine bir şey olmamıştı.
4- Bir defasında sel sonrası saldırgan bir köpekten kaçarken su dolu bir kanala düşmüş ancak erkekler inip onu çıkarmaya cesaret edememişlerdi. Onu gören bir kadın hemen üst giysisini çıkarmış ve onu kurtarmak için suyun içine atlamıştı.
5- Yine bir defasında bindiği at ürküp koşmaya başlayınca boyun hizasında olan tahta bir bariyere denk gelmişti. Kafasının çarpması halinde ölebilecekken hızlı bir şekilde arkaya doğru eyerin üzerine uzanmış ve bu şekilde at tahta bariyerin altından geçmişti.
ÖRNEK DAVRANIŞLARI
1- Namazları Cemaatle Kılmaya Dikkat Etmesi :
Üstat Hasan el-Benna çocukluğundan okul hayatına kadar dinine sıkı sıkıya bağlı birisiydi. Okul döneminde ders saatinde olsa bile namazı cemaatle kılmaya özen gösterirdi. Henüz öğrenci iken öğle ile ikindi namazlarının ezanlarını kendisi okur, bazı öğretmenleri de namaz için ezan okumasına izin verir, bunu hoşgörü ve memnuniyetle karşılarlardı.
Bazı öğretmenleri de okul disiplinini sağlamak için dersten çıkıp ezanı okumasını istemezlerdi. Ancak Üstat Hasan el-Benna bu yönde onların izin vermemelerine aldırmazdı. Öğretmenlerinin bu yanlış tutumuna aldırmaz ders saatinde olsa bile çıkıp vakit namazı için ezanı okur, öğretmenine de: “Yaratana isyan konusunda yaratılana itaat olmaz” derdi. Bu konuda da öğretmeniyle öyle keskin bir tartışmaya girerdi ki öğretmen ondan kurtulmak için izin vermekten başka bir çare bulamazdı.
2- Farklı Giyinmesi :
Üstat Hasan el-Benna henüz öğrenci iken sade bir sarık takar, hacıların giydiği terliklerden giyer, giysisinin üzerine de beyaz bir hırka atardı. Bir defasında okula ziyarete gelen Milli Eğitim Müdürü onun bu halini görünce: “Neden öyle giyiniyorsun?” diye sordu. Hasan el-Benna: “Sünnet olduğu için öyle giyiniyorum” karşılığını verdi. Müdür: “Diğer bütün sünnetleri yerine getirdin de giysi konusundaki sünnet mi kaldı?” deyince, Hasan el-Benna: “Hayır! Diğer sünnetler konusunda kusurluyuz. Ancak yapabildiklerimizi de yaparız” karşılığını verdi. Müdür: “Ama bu şekilde okul disiplinini bozmuş oluyorsun” deyince, Hasan el-Benna: “Efendim, neden bozmuş oluyorum ki? Okulun disiplininin sağlanması okula devam etmekle olur. Oysa ben hiçbir dersi kaçırmış değilim. Okul disiplinini sağlamak iyi bir ahlakla olur. Allah’a şükür bu konuda öğretmenlerim benden çok memnunlar. Okul disiplinini sağlama öğrenme ve çalışmakla olur. Oysa arkadaşlarım içinde en başarılı kişi benim. O halde nasıl oluyor da okul disiplinini bozmuş oluyorum?” karşılığını verdi. Müdür: “Ancak mezun olduktan sonra bu şekilde giyinmekte ısrar edersen Milli Eğitim Müdürlüğü, öğrencin olacak çocukların durumu garipsememesi için seni öğretmen olarak atamaz” deyince, Hasan el-Benna: “Henüz dediğiniz şeyin zamanı gelmiş değildir. Zamanı geldiğinde müdürlüğün beni atayıp atamama özgürlüğü olduğu gibi benim de öğretmen olup olmama özgürlüğüm vardır. Rızıklar da Milli Eğitim Müdürlüğü’nün veya ilgili bakanlığın değil Allah’ın elindedir” karşılığını verdi. Hasan el-Benna bu şekilde cevaplar verince Milli Eğitim Müdürü sustu. Susunca da öğretmen araya girdi. Ancak Müdür Hasan el-Benna’ya güzel birkaç laf ettikten sonra onu gönderdi, sorun da bu şekilde halledilmiş oldu.
3- İyiliği Emredip Kötülükten Sakındırması :
- Öğrenci Hasan el-Benna şöyle der: “Bir gün Nil’in kıyısına gittim. Kalabalık bir işçi topluluğu yelkenli gemi yapımında çalışıyordu. Oradaki gemilerden birinin direğine sahibi simge olarak ahlaka aykırı olacak şekilde çıplak bir heykel koymuştu. Özellikle de Nil’in kıyısının bu tarafına kadınlar ile kızlar çokça gelir ve su doldururlardı. Gördüğüm şeyden rahatsız olduğum için de mıntıkaya bakan polis karakolunun amirine gittim ve gördüğüm bu rahatsız edici durumu ona da anlattım. Amirin de kıskançlığı tutmuş olacak bu durumdan çok rahatsız oldu ve hemen kalkıp benimle birlikte gemi sahibinin yanına gitti. O simgeyi hemen oradan indirmesini söyledi. Bununla da kalmadı diğer gün sabah okuluma geldi. Yaptıklarımı öğretmenime büyük bir sevinç ve memnuniyet içinde anlattı.”
- Okul öğrencilerinin çoğunu namazları camide cemaatle kılmaya teşvik etmiş ve bunu başarmıştır. Bu cami küçük bir cami olup okulun da hemen yanındadır. Öğle yemeğinden sonra vakitleri olduğu ve bir arada bulundukları için de genelde öğle namazlarını cemaatle kılarlardı.
Anlatılana göre bir defasında caminin imamı camiye uğradığında birinin müezzin olup ezan okuduğunu, birinin de arkasında öğrencilerden oluşan üç veya dört saflık cemaate namaz kıldırdığını gördü. Caminin suyunun bitmesi ve camideki hasırların yıpranmasından endişe edip namazı bitirmelerini bekledi. Namazı bitirdiklerinde de güç kullanarak ve tehditler savurarak onları dağıtmaya çalıştı. İmamın bu tavrı karşısında da kimisi oradan uzaklaştı kimisi de yerinde durdu.
Bunun üzerine Hasan el-Benna, imama içinde sadece: “Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na yalvaranları kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk; senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki onları kovup ta zalimlerden olasın!” ayetinin yazılı olduğu bir mektup yazdı ve postayla gönderdi. İmam bunu yazanın kim olduğunu anlayınca Hasan el-Benna’nın babasına gitti. Bu yapılandan yana ona şikayette ve sitemde bulundu. Hasan el-Benna’nın babası da öğrencilere iyi davranması konusunda imama nasihatler etti. Öğrenciler de caminin su havuzunu dolduracaklarına ve hasırların yıpranması halinde toplanacak yardımlarla camiye yeni hasır alacaklarına dair imama söz verdiler.
KURDUĞU CEMİYETLER İLE İÇİNDE YER ALDIĞI CEMİYETLER
Üstat Hasan el-Benna, İslamî bir ortam ve toplumda yetişti. Şeriat ilimlerini öğrendi. Bu alandaki eğitimi ona bir müslümanın görevinin insanları Allah yoluna davet etmesi, gafil olmaları halinde onlara hayrı gösterip öğretmesi, bulaşmaları halinde de onları kötülükten alıkoyması gerektiğini gösterdi.
Bundan dolayıdır ki bazen kendi başına bazen de grup olarak davete yönelik cemiyetler kurma faliyetini başlattı. Bu cemiyetlerde de kurum olarak, hem cemiyete hem de cemiyetin üyelerine yönelik özel hedef ve kurallar belirlendi. Bu cemiyetlerden bazıları:
1- Ahlak Ve Edeb Cemiyeti :
Reşad Dini Bilgiler Okulu’nda kurulan bu cemiyetin iç işleyişine yönelik yazılı olarak şöyle kuralları vardı:
a- Müslüman kardeşine dil uzatan kişi ceza olarak 1 Milim öder.
b- Müslüman kardeşinin babasına dil uzatan kişi ceza olarak 1 Milim öder.
c- Müslüman kardeşinin annesine dil uzatan kişi ceza olarak 1 Kuruş öder.
d- Dine dil uzatan kişi ceza olarak 2 Kuruş öder.
e- Başkasıyla münakaşa eden kişi aynı şekilde ceza olarak 2 Kuruş öder.
Yönetimdeki meclis üyeleri ile başkanın bu kuralları ihlal etmeleri halinde ise diğer üyelerden daha fazla ceza öderler.
Bu kuralları uygulamayan kişiyle uygulayana kadar diğer arkadaşları onunla ilişkiyi keserler.
Cemiyetin tüm üyelerinin dine sıkı sıkıya sarılmaları, namazları vaktinde kılmaları, Allah’a, anne babaya ve yaşça kendilerinden büyük olanlara itaat etmeye özen göstermeleri bir görevdir. Kuralların ihlalinden dolayı ceza olarak toplanan paralar hayır işlerinde harcanacaktır.
Cemiyetin öğrencilerden oluşan üyeleri ortak bir kararla kendileri gibi öğrenci olan Hasan el-Benna’yı cemiyetin başkanı seçtiler.
2- Haramları Önleme Cemiyeti :
Bu cemiyetin üyeleri haftalık olarak en az 5 en fazla da 10 Milim aidat ödüyordu. Cemiyetin üye görev dağılımı da şu şekildeydi:
Üyelerden bazılarının görevi yapılacak uyarıların, yazılacak mektupların içerik ve metinlerini derleyip toplamaktı. Diğer bazı üyeler de bu metinleri yazıya geçecekti. Bazıları yazılı bu metinlerin basımıyla ilgilenecekti. Geri kalanlar da bu mektupların sahiplerine dağıtımından sorumluydu. Bu uyarı mektuplar günah işleyen, özellikle namaz konusunda ibadetlerini hakkıyla ifa etmeyen, Ramazan ayının orucunu tutmayan, erkeklerden altın takınan ve benzeri münker şeyleri yapan kişilere gönderiliyordu. Böylesi kişilerden biri cemiyet üyelerinden biri tarafından görüldüğünde kendisine o konuda uyarı mahiyetinde bir mektup gönderiliyordu. Ancak bu mektuplar sahibi tarafından görülecek bir yerde cemiyet üyelerinden biri tarafından gizlice bırakılıyor, mektubu alan kişi onu getirenin kim olduğunu bilemiyordu.
Cemiyetin bu faliyeti insanlar arasında duyulup yayılmasına rağmen üyelerinin veya bu işi yapanların kimler olduğu bilinmiyordu. Cemiyet bu faliyetini 6 ay kadar sürdürdü. İnsanlar da böylesi bir hareketi çok beğendi. Ancak kahvehanesine dansöz getiren bir adamın uyarı mektubunu bırakan cemiyet üyesi kahve sahibi tarafından yakalanınca cemiyet deşifre oldu.
3- Hasâfiyye Hayır Cemiyeti :
Dinî olan bu cemiyetin genel sekreteri yine öğrenci olan Hasan el-Benna idi. Hasan el-Benna’nın kendi memleketi olan Mahmudiye kasabasında kuruldu ve ilk faliyetlerini orada yaptı. Bu cemiyetin çok önemli iki hedefi vardı:
Birincisi: İnsanları hayra davet etmek, ahlaki meziyetleri yaymak ve içki, kumar gibi yaygın kötülüklerin önüne geçmek, ölü ardından yas tutma gibi bidatlere karşı mücadele etmektir.
İkincisi: Ülkede Hıristiyanlığı yaymaya çalışan İngiliz misyonerlerine karşı mücadele etmek. Bu misyonerlik faliyetleri de hemşirelik, dikiş nakış öğretme ve kimsesiz genç erkek ile kızları barındırma adı altında yürütülüyor ve bu hareketin başını üç tane kız çekiyordu.
Bu cemiyet kendi alanında çok önemli faliyetler yapmış ve görevlerde bulunmuştur ki bu cemiyetin bu alanda yerini daha sonra İhvan-ı Müslim Cemiyeti almıştır.
4- İslam Ahlakı ve Meziyetleri Cemiyeti :
Hasan el-Benna eğitimi için Kahire’de bulunduğu süre içerisinde bu cemiyetin faliyetlerine katılmıştır. Bu cemiyetin hem sosyal hem de kültürel alanda çok büyük faliyetleri olmuştur. Cemiyet merkezinde herkese faydası olacak konularla haftalık konferanslar düzenler, büyük katılımlarla izdihamlar yaşanırdı.
Hasan el-Benna der ki: “Bu cemiyetin konferanslarına katılmaya azami dikkat gösterirdim. Kahire’de bulunduğum süre içinde de cemiyetin faliyetlerine bir üyesi gibi katılırdım.”
HENÜZ OKUL SIRALARINDAYKEN DAVET ÇALIŞMALARI
Hasan el-Benna’nın hayatını okuduğumuzda henüz çocukken ve ilkokul sıralarındayken İslam davetine yönelik çalışmaların içine girdiğini görürüz.
Müzekkirât ed-Da’veti ve’d-Dâ’îye eserinde üstat, Mısır halkına yönelik düşünsel ve kültürel işgalden bahseder ve bu işgal sonucunda hem ülkenin hem de diğer Arap bölgelerinin birçok yerinde ateizm ile ahlaksızlığın boy gösterip yayıldığını ifade eder.
Bu durum üstat Hasan el-Benna’yı endişeye düşürmüş ve bunun çaresine yönelik kafa yormaktan uyku yüzü görmemiştir. Sonunda bu konuda alimlerden bazılarıyla görüşme kararı almıştır. Görüştüğü alimlere, bu ümmetin dini ile ahlakına yapılan bu tür saldırılara beraberce karşı koymayı teklif etmiş ancak onlardan olumlu herhangi bir karşılık alamamıştır. Zira görüştüğü alimlerden bazıları önünü kesmeye çalışmış, bazıları bu yönde karamsar bir tavır takınmıştır. Bazıları da bu yönde girişilecek çabaların boşa çıkacağını, içinde bulunulan bozuk ortam ile belalardan kişinin sadece kendini kurtarmasının yeterli olacağını dile getirmiştir. Hatta evinde toplandıkları kişi bu yönde: “Başkası ölse ve helak olsa da ben kendimi kurtarabilmişsem aldırmam” şeklinde bir şiir okumuştur.
Üstat Hasan el-Benna bu durumu şöyle anlatır: “Adamın bu dediğini tabi ki beğenmedim. İçimi bir hamaset kapladı. İnsanların önderleri olarak görülen alimlerden her birinin cevabının bu yönde olacağını düşününce gözlerimin önünde korkunç bir hayalet belirdi. Bunun üzerine ev sahibine kararlı bir ses tonuyla şöyle dedim: “Efendim! Bu konuda söylediğiniz söze kesinlikle katılmıyorum! Sorunun da bir zaafiyet sorunu olduğunu, çalışmaktan kaçıp rahat bir şekilde oturmanın yeğlendiğini görüyorum. Neyden çekiniyorsunuz? Korkunuz hükümetten mi? Ezher’den mi? Kazancınız geçiminiz için yeterlidir. Evinizde oturun ve İslam için çalışın. Halkın yanında olduğunuz ve durduğunuz sürece halk da sizinle birlikte olacaktır. Zira bu halk Müslüman bir halktır. Ben bu halkı kahvehanelerden tanırım, camilerden tanırım, sokaklardan tanırım. Bu halkın imanla dolu olduğunu gördüm ancak ateist ile ahlaksızların da etkisiyle bu gücünün ihmal edildiğini düşünüyorum. Bu halkın gazete ile dergilerinin de gafletlerini arttırmaktan başka herhangi bir işlevi ve değeri yoktur. Siz halkın içindeki bu imanı gücü uyandırıp harekete geçirirseniz bunların hepsi de geri çekilecektir. Üstatlarım! Şayet Allah için çalışmak istemezseniz dünyanız ve ekmeğiniz için çalışın! Zira bu ümmetin içinden İslam kaybolacak olursa Ezher de alimler de yok olacaklardır. Bu durumda ne yiyebilecek ne de harcayabilecek bir şeyiniz kalacak. Şayet İslam’ın varlığını savunmayacaksanız bari kendi varlığınızı savunun. Ahiret için çalışmayı istemiyorsanız dünya için çalışın. Aksi halde hem dünyanızı hem de ahiretinizi kaybedeceksiniz.”
Orada gerçekleştirilen toplantı genç Hasan el-Benna’nın şu önerisiyle noktalandı: “Toplumun, bilgi sahibi ve ileri gelenlerinden dine karşı hassasiyet taşıyanları belirleyip çıkaralım. Bu yönde neler yapılabileceği konusunda onlarla da görüşelim. Ateizm ile ahlaksızlığı yaymaya çalışan gazetelere karşı hiç olmazsa haftada bir dergi çıkarsınlar. Atezim ile ahlaksızlığı savunan kitaplara karşılık kitaplar ve reddiyeler yazsınlar. Gençleri toplayıp bir araya getirecek cemiyetler, dernekler kursunlar. Davet ve irşad hareketleri başlatsınlar.”
Oradakiler onun bu önerisini olumlu karşıladılar. Sonrasında ateizm ile ahlaksızlıkla mücadele etmek için bir kurul oluşturdular. Bu kurul, yazacakları makaleler üzerinden ateizm ile ahlaksızlığa karşı mücadele verecekti. Bu amaçla İslami Fetih Dergisi’ni kurdular. Bu dergi ümmetin aydın, dinine bağlı gençleri için bir hidayet meşalesi ile ışığı olmuştur.
Bütün bunlar da Hasan el-Benna öğrenci iken, Daru’l-Ulum’dan henüz mezun olmamışken ve İhvan-ı Müslim’in cemaati kurulmamışken olmuştur.
Ezher Alimleriyle Görüşmeleri
Üstat Hasan el-Benna henüz Daru’l-Ulum’un öğrencisi iken Allah’ın dini için bir şeyler yapmanın, gençlerin çoğunu yoldan çıkaran, alimlerin çoğunu dünyevi işlere yönelten ve endişelerini dünyevi maslahatları kılan düşünsel ve kültürel saldırılar karşısında durmanın çabası içine girmişti.
Daru’l-Ulum öğrencisi iken, hocalar tarafından öğrencilere “Eğitim görmendeki en büyük hedefin nedir ve bu hedefini gerçekleştirmek için kullanacağın araçlar nelerdir?” şeklinde sorulan soruya kendisinin verdiği uzunca cevap da bize bunu göstermektedir.
Öğrenci Hasan el-Benna’nın bu soruya verdiği uzunca cevap İslam ümmetinin ve ülkesinin sorunlarını içinde yaşadığını gösteriyor. Bunun yanında bu yöndeki hedeflerini gerçekleştirmede kullanacağı araçları çok iyi bildiğini, bunları çok güzel bir üslupla ifade ettiğini görüyoruz. Verdiği bu uzunca cevaptan da onun hem memleketi, hem ülkesi hem de diğer bölge ülkeleri hakkında geniş bir ufka sahip olduğunu da elde ediyoruz.
Böylesi bir soruya Hasan el-Benna şu şekilde cevap vermiştir : “Eğitimimi tamamladıktan sonra biri özel biri de genel olmak üzere iki büyük hedefim var.
Özel olanı, ailem ile akrabalarımı mutlu etmek ve elimden geldiği kadarıyla sevdiğim arkadaşlarıma vefa göstermektir.
Genel olanı da şudur: Mürşit bir öğretmen olacağım. Gündüzleri çocukları eğitirken geceleri ise onların babalarına dini hedeflerini, mutluluk ile sevinç kaynaklarını öğreteceğim. Bunları konuşmalarla, tartışmalarla, teliflerle, kitaplarla, gezi ve seyahatlerle yapacağım.
İkinci hedefimi gerçekleştirmek için araçlarım azim ve fedakarlıktır. Bir şeyleri ıslah etmek isteyen kişi için bu ikisi gölgesi gibi olmalıdır. Başarısının da sırrı buradadır. Bu iki hasleti taşıyan biri de hiçbir zaman küçük düşecek veya itibarını zedeleyecek bir duruma düşmez.
Bu hedefe yönelik ilmi aracım ise şudur: Çok çalışacağım. Resmi evrakların çok çalıştığımı göstermesini sağlayacağım. Böylesi bir çalışmayı ilke edinmiş kişilerle ve böylesi kişilere saygı duyanlarla tanışıp beraber olacağım. Bedenim, kaybettiğimi bulma yolunda zorluklara katlanacak, naifliğine rağmen zahmeti yoldaş edineceğim. Nefsimi Allah’a sattım. Yüce Allah’ın izni ve iradesiyle bu pek kârlı bir ticaret olacaktır. Temennimiz Allah’ın bu çabaları bizden kabul etmesi ve tamamına erdirmesidir.
Kişiye ancak vicdanının etki edeceği bir yalnızlıkta, sadece Latîf ve Habîr olan Allah’ın görebileceği gecelerde, bu, Rabbime verdiğim bir sözdür ve bir borç olarak bunu kayda geçiyorum. Hocalarımı da buna şahit tutuyorum. “…Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükâfat verecektir.”
TEMEL EĞİTİMİ
Hasan el-Benna’nın ilk öğretmeni alim olan babası Ahmed Abdurraman el-Benna’dır. Bunun yanında kasabanın mekteplerinde aldığı ilk eğitimini sonrasında ilkokulda daha sonra öğretmen okulunda sonra da Daru’l-Ulum fakültesinde sürdürdü.
Babasının hadis, fıkıh, itikat, dil gibi şeriatın alt dalları konusunda değerli eserleri ihtiva eden kütüphanesinde de bolca vakit geçirirdi. Fıkıh, itikat ve dil gibi alanlarda babası onun eserlerin metinlerini ezberlemesini teşvik eder ve “Metinleri ezberleyen ilmi de elde eder” sözünü ona sıkça hatırlatırdı. Babasının bu yöndeki teşvikleri de kendisinde büyük bir etki bırakmıştır.
Bundan dolayıdır ki Allah’ın da inayetiyle okulda öğrendiklerinin dışında değişik alanlarda pek çok metin ezberlemiştir. Örneğin Harîrî’nin Mulhatu’l-Îrâb’ını, İbn Mâlik’in Elfiyye’sini, ıstılahlar konusunda el-Yâkûtiyye’yi, tevhid alanında Cevheretu’t-Tevhîd’i, miras konusunda er-Rahbiyye’yi, mantık alanında es-Süllem’in bir kısmını, Hanefi fıkhı konusunda Muhtasar el-Kudurî’nin metinlerinin çoğunu, Şafiî fıkhı konusunda Ebû Şucâ’ın el-Ğâyetu fi’t-Takrîb eserinin metinlerinin çoğunu, Mâlikî mezhebi konusunda da İbn Âmir Manzûmesi’nin bir kısmını ezberlemişti.
Bunun yanında kıraatler konusunda eş-Şâtibıyye’nin metinlerini ezberlemeye çalışmış ve mukaddimesini de ezberlemiştir. El-Benna bu konuda: “Şâtibiyye’den ezberlediklerimin bir kısmı hâlâ aklımdadır” derdi.
Bu konuda ilgniç bir olay da yaşamıştır. İlkokul 3. Sınıfta iken Arapça dili dersinde müfettişler sınıflarına girmişlerdi. Hasan el-Benna o zamanlar Harîrî’nin Mulhatu’l-Îrâb’ını ezberlemişti. Müfettiş sınıfa Arapça’da ismin ve fiilin alametini sordu. Daha sonra harfin alametini sorunca sınıf öğretmeni cevap için Hasan el-Benna’yı kaldırdı. Hasan el-Benna’nın cevabı Harîrî’den bir beyitlik şöyle bir şiir oldu:
“Harf ise alameti olmayandır
Bu sözümü ölçü al ki allame olasın.”
Hasan el-Benna’nın bu cevabı üzerine müfettiş gülümsedi ve: “Emredersiniz efendim! Allame olayım diye senin sözünü ölçü alacağım” dedi.
Hasan el-Benna yaz tatillerini nasıl değerlendirdiği konusunda şöyle der: “Yaz tatilleri çalışmak için çok uygun zamanlardı. Bu tatillerimde hocam Şeyh Muhammed Halef Nuh ile evinde güneşin doğuşundan gün ortasına kadar çalışırdık. Bu süre zarfında İbn Mâlik’in Elfiyye’sinin metinlerini ezberler üzerine de İbn Akîl’in şerhini okurduk. Yine fıkıh, usul ve hadis alanlarında değişik kitaplar okurduk.” Hocasıyla bu tür çalışmaları onun Daru’l-Ulum’a girişine büyük bir etkisi olmuştur.
Hasan el-Benna’nın babası kendisine kitaplar hediye etmek suretiyle onu okuma ve ders çalışmaya teşvik ederdi. Ona hediye ettiği kitaplar arasında en-Nebhânî’nin el-Envâru’l-Muhammediyye kitabı, Kastalânî’nin Muhtasaru’l-Mevâhib el-Ledunniyye kitabı ve el-Hudarî’nin Nuru’l-Yakîn fî Sîreti Seyydi’l-Murselîn kitabı sayılabilir.
Bunun yanında Şeyh Hasan el-Kütebî’den haftalık olarak hikaye kitapları alır, onları okuduktan sonra iade edip yerine başkalarını alırdı. Bu kitapların da üzerinde büyük etkileri olmuştur ki onda en büyük etkiyi bırakan hikaye kitaplarından biri “Yüce gönüllü Kraliçe” kitabıdır. Hasan el-Benna ilkokulda arkadaşlarıyla okuduğu kitaplar ile sonra yetişen neslin okuduğu kitaplar arasında da bir kıyaslama yapardı. Zira çocukluğunda arkadaşlarıyla birlikte hamaset, cesaret, onur sahibi olma, dine sıkı sıkıya sarılma, Allah yolunda cihad etme, saygınlık, cömertlik konularını işleyen hikaye kitaplarını okurken sonradan yetişen nesil sululuktan, kadınlardan, teslimiyetten bahseden hikayeleri okumaya başlamışlardır. Bu da toplumun kültürel fesadının ne boyutlara ulaştığını ve ne derece bozulduğunu göstermektedir.
Hasan el-Benna alimlerden azami derecede istifade etmeye özen gösterir, onlarla oturur, derslerine katılır, tartışmalarına iştirak ederdi.
Hasan el-Benna bunun yanında selefilere ait olan kütüphaneye gidip gelirdi ve burayı İslam sesinin merkezi olarak nitelendirirdi. Bu kütüphanede mücahit biri olan Muhibbuddin el-Hatîb, Ezher hocalarından Muhammed Hıdır Huseyn, Üstat Muhammed Ahmed el-Ğamrâvî ve Ahmed Paşa Teymur ile görüşürdü. Bunun yanında Seyyid Reşid Rıza’nın Daru’l-Ulum’da verdiği ilmi konferanslara da katılırdı.
SUFİLERLE İLİŞKİSİ
Hasan el-Benna, Şeyh Huseyn es-Hasâfi’den etkilenmiştir. Şeyh Huseyn el-Hasafî, Ezher şeyhlerindendi ve Hasafî tarikatının ilk şeyhiydi. Şafiî fıkhı alimiydi ve dini ilimler konusunda derin bir birikime sahipti. Allah’a ibadet ve itaat konusunda örnek şahsiyetlerdendi. Bidat ve hurafelere karşı savaş açan, dine yönelik bozuk yorumlardan ve fayda getirmeyen eleştirilerden uzak duran birisiydi.
Hasan el-Benna onun hakkında şöyle der: “Beni en çok etkileyen ve bende derin bir iz bırakan yönü iyiliği emredip kötülükten alıkoyma konusundaki sert, kararlı tutumuydu. Bu konuda kimsenin kınamasından çekinmez, kimin huzurunda olursa olsun kötülükten alıkoymaktan asla geri durmazdı.”
Hasan el-Benna, eline geçen el-Minhelu’s-Sâfî fi Menâkibi Huseyn el-Hasâfî isimli bir kitaptan naklen onun bu yöndeki davranışlarından bir kaçını şu şekilde sıralar:
1- Alimlerden biri başbakan Riyad Paşa’nın yanına girer. Başbakanın yanında da Şeyh Huseyn el-Hasâfî vardır. Bu alim zat girince başbakanın önünde neredeyse rükû eder gibi eğilince Şeyh Huseyn öfkeli bir şekilde kalkıp o alim zatın yüzüne bir tokat attı ve: “Dik dur be adam! Allah’tan başka hiç kimsenin karşısında rükû edilmez! Dini ve ilmi küçük düşürme ki Allah da sizleri küçük düşürmesin!” diyerek onu azarladı.
2- Bir defasında Riyad Paşa’nın yanına paşa olan arkadaşlarından biri girdi. Şeyh Huseyn bu paşanın parmağına altın yüzük taktığını, asasının kabza yerinin de altınla kaplandığını görünce ona: “Be adam! Süs olarak altın erkeklere haram, kadınlara helal kılınmıştır! Bu altınları kadınlarından birine ver ve Allah Resûlünün emrine karşı gelme!” dedi. Paşa duruma itiraz etmek istedi ancak Riyad Paşa araya girip ikisini tanıştırdı. Fakat Şeyh Huseyn o paşanın yüzüğünü çıkarıp asasının kabzasını sökmesi konusunda yine de diretti.
3- Şeyh Huseyn bazı alimlerle birlikte Hidiv Tevfik Paşa’nın yanına geçer ve sesli bir şekilde selam verir. Ancak paşa onun selamını işaretle alınca sert bir şekilde: “Selama ya aynısıyla ya da “Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi sizin de üzerinize olsun” şeklinde daha güzeliyle karşılık ver. Selama sadece işaretle karşılık vermek caiz değildir” dedi. Bunun karşısında Tevfik Paşa selamı sesli bir şekilde almaktan başka çare bulamadı.
4- Hasan el-Benna, babası Ahmed Abdurrahman el-Benna’dan naklen de şunu anlatır: Bir defasında Şeyh Müslüman kardeşlerinden bazılarıyla Mahmudiye’nin eşrafından birinin evinde bir araya geldi. Otururken evin hizmetçisi olan genç kadın onlara kahve ikram etti. Ancak Şeyh, kadının kolları ile başının açık olduğunu görünce ona öfke içinde sert bir bakış fırlattı ve hemen gidip örtünmesini söyledi. Getirilen kahveyi içmedi. Ev sahibine de hizmetçi de olsa kadınların örtünmesinin farz olduğu, yabancı erkeklerin huzuruna çıkmamaları gerektiği konusunda etkileyici bir ders verdi.
5- Bir defasında Şeyh, Huseyn Mescidi’ne girerken müritlerden biri ona: “Efendimiz! Efendimiz Hüseyin’e söyle de bizden razı olsun” dedi. Şeyh bunu diyen adama dönüp sert bir şekilde baktı ve: “Bizden de ondan da senden de Allah razı olsun” karşılığını verdi.
Demenhur’deki küçük mescitte Hasan el-Benna’nın İhvan-ı Hasâfiyye olarak isimlendirilen hareketin üyeleriyle ilişkileri sıkı olmuştur. Onların zikirleri ile derslerine katıldı, hareketin gençleriyle arasındaki bağları güçlendirdi. Kur’ân’dan ayetler, Resûlullah'ın (sav) sünnetinden alınmış dualar ve zikirler şeklinde olan virdleri de sabah akşam yerine getirmeye büyük özen gösterdi.
Hasan el-Benna, Hasâfilerin zikirlerine katılmak ve sufilerin kitaplarını okumak için haftalık olarak memleketi olan Mahmudiye’ye gitmeye dikkat ederdi. Bu tür şeylerin de hayatında onlarla geçirdiği zamanlarının en değerli faliyetleri olduğunu dile getirirdi.
Hasan el-Benna, Hasâfiyye tarikatının şeyhi olan Şeyh Abdulvehhab’ı da çok sevmiş hatta yanına gidip ona bağlılığını dile getirmiştir. Ömrünün sonuna kadar da onu hayırla anmış ve ondan istifade etmek için sık sık sohbetlerine katılmıştır.
İhvan-ı Müslimin kurulup yayılana kadar da Hasan el-Benna’nın Hasâfiye tarikatı şeyhi ile ilişkileri çok güzel bir düzeyde devam etmiştir.
Hasan el-Benna, bu yönde anlattıklarını şu sözle bitirir: “Mürid olan biri alim, ilmiyle amil ve takvalı olan şeyhi hakkında hangi duyguları besliyorsa biz de hâlâ Şeyh’imiz için aynı duyguları paylaşıyoruz. Bizlere en samimi duygularıyla nasihatlerde bulundu, en güzel bir şekilde de doğru yola yönlendirdi.”
Hasâfiyye tarikatı şeyhi Şeyh Abdulvehhab’ın müridlerini eğitim ve terbiye metodunun Hasan el-Benna’yı da etkilediği açıktır ki bu etki gözlerden kaçmaz. Zira Hasan el-Benna bu yönde onu anlatırken şöyle demiştir: “Şeyh Abdulvehhab, kişiliği, mürşidliği ve günlük yaşayışı konusunda birçok özelliği ile dikkat çekmiştir. İnsanların elindekilere tenezzül etmezdi. İşlerini büyük bir ciddiyetle yapardı. Yalnız da olsa müritleriyle de olsa vaktini öğrenmekten, öğretmekten, zikirden, Allah’a itaat ile ibadetten başka şeylerde harcamaktan uzak dururdu. Müritleri olan kardeşlerimizi en güzel şekilde yönlendirmiş, kardeşliği, dini ilimleri öğrenme ile Allah’a itaat aşkını onlara aşılamıştır.”
Doğrusunu Allah bilir ama sanırım daha sonraları İhvan-ı Müslimin için seçtiği, küçük virdler, büyük virdler, sabah ile akşam duaları, rabıta virdleri gibi virdleri Hasâfiyye tarikatının bu yöndeki uygulamasından almış veya onları örnek alarak o minvalde virdler hazırlamıştır. Zira bu sayılan virdler Hasafiyye tarikatının zikir meclislerinde eda edilen virdlerdi. Bunlar da Kur’ân-ı Kerîm’den seçilmiş ayetler ile Resûlullah'ın (sav) sünnetinden alınmış dulardan ibaretti.
Hasan el-Benna, İhvan-ı Müslimin’i kurduktan sonra manevi terbiye konusunda sufilerin uyguladığı metottan farklı bir yol izlemiştir. Tasavvuf ve mutasavvıflar konusunda ortaya koyduğu görüşlerinde de buna dikkat çekmiştir. Zira bazı tasavvufi hareketler dinde olmayan şeyleri ona katmış, bunu yaparak da tasavvuf başlığı altında dini düşünceyi ve akideyi bozmaya çalışan zındık, ateist kişilerin saldırılarına büyük bir kapı aralamıştır.
Hasan el-Benna tasavvufi hareketlerin içine sızmış ve karışmış olan sapkın düşüncelerin tasavvufi düşünceden ayıklanması davetinde bulunmuş, kitleleri sapmış düşüncelerden ayıklanmış tasavvufi metot ile doğru bir şekilde yönlendirme ve eğitme gerekliliğine dikkat çekmiştir.
ÖĞRETMEN OLARAK ATANMASI
Hasan el-Benna, Daru’l-Ulum’daki eğitimi sırasında çok başarılı bir öğrenciydi ve okulu da birincilikle bitirmişti. Bunun yanında dinine ve davasına sıkı sıkıya bağlı birisiydi. Öğrenciliği sırasında ülkesinin İngiliz işgalinden kurtulması için de İngilizlerin uykusunu kaçıran faliyetlerde bulunuyordu. Şayet Mısır hükümeti karar ve idarede bağımsız olsaydı bu çalışmalarından ve yüksek ahlakından dolayı onu ödüllendirir, yüksek görevlere getirirdi.
Ancak böyle bir şey olmadı hatta bu çabalarının ödülü pek kötü oldu. Zira 1927 yılında mezun olduktan sonra İsmailiyye kentinde bir ilkokul öğretmeni olarak atandı.
Öğretmen olarak atanmasından sonra Kahire’den İsmailiyye’ye gitti. Orada da çok başarılı bir öğretmen oldu. Öğrencilerine imanı, imani değerleri ve İslam ahlakını aşıladı. Bunun yanında yöre halkıyla da ilişkilerini çok sıcak tuttu. Mescitlerde onlarla birlikte oldu ve o mescitlerde onlara dersler verdi.
İHVANI MÜSLİMİN (MÜSLÜMAN KARDEŞLER) TOPLULUĞUNUN KURULUŞU