SELAHADDİN’DEN AHMET YASİN’E
Medeniyet Yöneticisi · 01.08.2014 · 8 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Selahaddin doğduğunda Kudüs Haçlı işgali altındaydı. Haçlılarla savaşan bir babanın ( Necmiddîn Eyyûb) oğlu olarak 1138 yılında Tikrit’te dünyaya geldi. O dönem müslümanların arasındaki dağınıklık, kargaşa ve Haçlılarla işbirliği yapan Fatımi fitnesi, Selahaddin’in iyi bir eğitim almasını ve geleceğe hazırlanmasına mani olmadı. Babası Dımeşk valisi olduğu için iyi bir şehzade olarak yetiştirilen Selahaddin genç yaşlarda Haçlılara karşı yapılan seferlere katılarak büyüdü.
Tarihçilerin anlattığına göre Selâhaddin zamanını ya ilim ya cihad veya devlet işleriyle geçirirdi. Kur’an’ı ezberlemiş ve iyi bir eğitim görmüştü. Tarih bilgisinin kuvvetli, kültürünün geniş olduğu, meclisinde bulunanların başkasından duymadıkları şeyleri ondan duydukları söylenmiştir.Yirmi beş yaşına geldiğinde, her türlü eğitimini tamalamış, Arapça, Türkçe, Farsça ve Kürtçe bilen birisiydi artık. Daha bu yaşlarda bir yandan Kudüs’ün Haçlı Krallığı, bir yandan Bizans ve Haçlı ittifakı ile işbirliği yapan Fatımilerin Mısır sıkıntılarıyla, Norman donanmasının saldırılarıyla, bir yandan Libya, Tunus, Yemen, Halep, Dımeşk, Hama ve Musul’da başgösteren iç isyanlarla başetmesi gerekiyordu. Bütün bu iç sıkıntıları halledip İslam birliğini sağladıktan sonra, esas hedefine yöneldi. Selâhaddin, Hittîn denilen yerde Haçlılar’la yaptığı meydan savaşında büyük bir zafer kazandı (24-25 Rebîülâhir 583 / 3-4 Temmuz 1187). Haçlı ordusu imha edildi, bir kısmı esir alındı. Esirler arasında Kral Guy de Lusignan ve Renauld de Châtillon da vardı. Ve Allah ona Mi‘rac mûcizesinin yıl dönümü olan 27 Receb 583 (2 Ekim 1187) Cuma günü Kudüs’ü fethethetmeyi nasip etti. Sûr şehri hariç Filistin’deki bütün kaleler bir yıl sonra tamamen Selâhaddin’in eline geçti.
Hicaz bölgesine, özellikle Mekke ve Medine’ye önem veren Selâhaddin “hâdimü’l-Haremeyn” unvanını kullanan ilk hükümdar olmuştur. Öldüğünde Mısır, Libya, Yemen, Filistin, Suriye ile Malatya ve Ahlat’a kadar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ve Hemedan’a kadar Kürdistan’da, onun adına hutbe okunuyordu.. Selâhaddin kuvvetli bir ordu, iyi çalışan bir devlet teşkilâtı kurmuş, Fâtımî hilâfetini yıkarak bölgedeki ideolojik parçalanmaya son vermişti. Onun ikinci büyük başarısı Kudüs’ü ve Haçlılar’ın elinde olan birçok yeri kurtarmasıydı. Kudüs’ü geri alması İslâm dünyasının en ünlü kahramanları arasında yer almasını sağlamıştır. Mehmet Akif onun için Şark’ın en sevgili sultanı demiştir. İmar faaliyetleriyle yakından ilgilenen Selâhaddin’in devrinde Filistin, Mısır, Hicaz ve Yemen’de çok sayıda medrese, zâviye, cami, köprü, kale, hamam inşa edilmiştir. Bu dönemde İslâm dünyasının her tarafından Eyyûbîler ülkesine akın eden âlimler ve talebeler çok sayıda ilmî eser kaleme almıştır. Onun faaliyetleri kendisinden sonra gelen devlet adamlarına örnek teşkil etmiş, Suriye ve Mısır İslâm dünyasının önemli ilim merkezleri haline gelmiştir. Hicaz bölgesine, özellikle Mekke ve Medine’ye özel önem veren Selâhaddin, kaynakların ittifakla belirttiğine göre dindar, merhametli, cömert, güler yüzlü, vakur, sağlam iradeli, mert ve heybetli bir kişiydi. Doğulu ve Batılı tarihçilerin, yazarların eserlerinde kendisinden övgüyle söz edilmiştir. Sultanlığı döneminde aynı kişilerle çalışmış, onlara değer vermiştir. Emîrlerinden hiçbiriyle bir ihtilâfa düşmemiş, danışmanlarının görüşlerine daima önem vermiştir. Danışmanlarından Üsâme b. Münkız onu Hulefâ-yi Râşidîn devrini yeniden canlandıran bir kişi olarak anar. Selâhaddin verdiği sözü ne pahasına olursa olsun tutar, affetmeyi severdi. “ Af konusunda hata etmek haklı olarak cezalandırmaktan daha çok hoşuma gider ” dediği nakledilir. Eman verdiği kişileri kesinlikle cezalandırmamış, Haçlılar onun bu yönünü çok takdir etmiştir. Adaleti özellikle vurgulanmıştır. Aşırı derecede cömert olduğu, öldüğünde özel hazinesinden sadece 1 Mısır dinarıyla 36 veya 47 Nâsırî dirhemi çıktığı kaydedilir.



