TEFRİKAYA SEBEP OLMAK DÜŞMANA DESTEKTİR
Medeniyet Yöneticisi · 28.07.2018 · 5 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Aramızdaki her ayrılık, her bölünme, gücümüzü zayıflatan her çekişme, düşmana verilen üstü örtülü bir destektir. Başta toplulukları peşinden sürükleyen veya sözü dinlenenler -parti, cemaat, tarikat ve kanaat önderleri- olmak üzere bilerek veya bilmeyerek tefrikaya, Müslümanların enerjilerini ve zamanlarını birbirlerine karşı harcamalarına sebep olanlar büyük bir vebal altındadır.
Bunlar kendi yanlışlarının cezasının yanı sıra yanlış bir çığır açarak sebep olduklarının günahlarını da yüklenmiş olurlar.
Menzile varmak için tutuğumuz yol ne olursa olsun, düşmanın değirmenine su taşımamalı, ümmetin birliğine destek olmuyorsa bile hiç olmazsa bölünmesine yol açacak bir çaba içinde olmamalıdır. Çünkü tefrikayı haklı çıkaracak hiçbir sebep ve gerekçe yoktur.
Buradan inancımıza, kaynaklarımıza, temel değerlerimize aykırı düşünce ve hareketleri tasvip etme ve onların yanında yer alma sonucu çıkarılmamalıdır. Bu kayıtlarımızla birlikte, ümmetin birliği ve maslahatı için bu hareketler karşısında yerine göre susmak, yerine göre destek olmak icap edebilir.
Hatta dünyada mevcut küresel güçlerin Müslümanlara karşı ittifak içinde, İslâm birliği ve ümmetin vahdetine bir tehdit olmalarını önlemek için birine karşı diğerine destek vermek dahi gerekebilir. İslâm tarihinde bunun örnekleri vardır.
Bugün neredeyse bütün İslâm coğrafyası, çevremiz, komşularımız işgal altında; büyük çoğunluğu sivil olmak üzere ölü sayısı milyonlarla ifade ediliyor, çaresiz, yerlerinden yurtlarından edilmiş, hicret etmek zorunda kalmış milyonlar var. Geriye kalanlar her an can güvenliği endişesi taşıyorlar. Yine dünyanın birçok yerinde sömürü, savaş, terör ve kıtlıklar yüzünden temel insani ihtiyaçlarını karşılayamayan veya açlıktan ölen milyonlarca insan var. Ortalık adeta yangın yeri iken oraya su taşımak yerine, ihtilafları gündeme getirmek en iyimser tabirle basiretsizliktir.
Herkes Benim Gibi Düşünmek ve Benim Gibi Yaşamak Zorunda Değil
Müslüman dairesi içinde kaldığı, dinden çıkaran bir söz ve fiil içinde olmadığı sürece bütün görüş ayrılıkları, fikrî ihtilaflar, dillerimizin, renklerimizin, akıllarımızın, bilgilerimizin farklılığı gibidir. Nasıl ki bütün insanları doğuştan var olan farklılıklarını doğal kabul etmeyip onları tek tipleştirmek beyhude ise İslâm dairesi içinde kalan görüş ayrılıkları için uğraşmak, onları tek bir görüşte birleştirmeye zor lamak da yanlış, boş ve beyhude bir iştir. Bunun için harcanan zaman boşa harcanmıştır.
Düşmanlık Sadece Zalimlere Karşıdır
İslâm hukukuna göre inanmamak veya batıl bir dine mensup olmak öldürülme sebebi değildir. Allah bütün kullarına hidayeti (doğru yolu) gösterdikten sonra, inanma ve inanmama konusunda cüzi irade vererek serbest bırakmıştır. Dilerse iman eder, dilerse inkâr eder. Aksi takdirde imtihan anlamsız olur. Ancak batıl, hak üzerine galebe çalmaya başlar, hakkı susturmaya, boğmaya çalışırsa bu en büyük zulümdür. Bu anlamda hak batıl savaşı kıyamete kadar devam eder. Hak hiçbir zaman batılın hükmü ve tahakkümü altında yaşayamaz, ancak hakkın hâkimiyeti altında batıl da barınabilir.



