TOPLUM-DİN İLİŞKİSİNE BAKIŞLAR
Medeniyet Yöneticisi · 05.09.2016 · 5 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
İslâm’ın hedefini, gayesini, gönderiliş sebebini ve özelliklerini bilemeyen kişi, toplum, devlet, medeniyet, halkı Müslüman olan ülkelerde siyaset yürütürse, kendi toplumundan ve coğrafyasından kopar, halkı ile arasına uçurumlar girer. Laiklik adına, dini; toplumsal işleyişten, devlet idaresinden kovarsanız, kamusal alanı ve devlet idaresini tamamen dindışı bir yapıya oturtursanız, devlet-millet ayrışmasına zemin hazırlamış olursunuz.
Dini de yok etmeye veya yok saymaya kimsenin gücü yetmeyeceğine göre de o zaman ne olur? Gayr-i nizami ve dinin ruhuna aykırı oluşumlar peyda olur. Bu sefer dini bu yeni oluşumlar üzerinden anlamaya ve yorumlamaya kalkışır ve öyle din algısını yayar hale gelirsiniz. Böyle yaparak -dini kötü ve öcü göstererek insanları dinden soğuttuğunuzu sanırsınız- laikliği kurtaracağınızı sanırsınız, halbuki bu tavır dine de topluma da, devlete de siyasete de kültür ve medeniyete de zarar verir, hepsini yozlaştırır. Yozlaşan bir toplum, devlet, medeniyet ayakta kalamaz.
Bu ön kabullerden, sabit fikirlerden, kalıplaşmış nakaratlardan kurtularak, ayağımıza vurulmuş bu prangalardan sıyrılarak hür ve adil bir şekilde bugünün dünyasında dine ve dinin değer yargılarına yaklaşır ve değerlendirirsek çok şeyin farklı olduğunu görürüz.
Din, bu toplumun ana mihverini teşkil eder, kimse bunu yok sayamaz, yok sayanlar aslında kendilerini aldatıyorlar. Dinin bu çağda nasıl uygulanacağı, hangi merhalelerin uygulanması gerektiği, modern dünyanın problemlerinin hangisinin nasıl çözüleceğini tek tek ele alınıp bu konuda düşünceler ve öneriler sunulmalıdır.
İslâm âlimleri; yakınmayı ve başkasını, başka rejimleri, başka anlayışları tenkit etmeyi tali iş olarak görmelidirler. Birinci vazifeleri bu çağın diline, bu çağın teknik gelişmelerine, bu çağın iktisat anlayışına, bu çağın devlet-devletler yapılanmasına, bu çağın uluslararası işleyişine nasıl baktıklarını, zararlarını ve insanlığa yaptıkları yanlışları dillendirmelidirler ve akabinde bu hususta neleri önerdiklerini ve yeni işleyişin nasıl olacağını da göstermelidirler. Toplumun açmazlarını gündeme getirip çözüm üretmeden orta yerde bırakmak, muğlaklık ve bedbinlik doğurur, bundan da FETÖ veya DAİŞ çıkar.
Bütün dünyanın nerede durduğu ve dünyanın şimdi, elan problemlerinin neler olduğunu tek tek dökümünü çıkarmak ve aciliyet sırasına göre çözümlerini ortaya koymak zamanıdır. Ulema buna yoğunlaşırsa üzerine düşeni yapabilir, yoksa tarihte kalmış meseleleri bugüne taşımak veya tarihte olmuş olumlu bir hadiseyi bugüne getirmek âlimlik olamaz onun adı nakilciliktir. Tabii nakil olmadan da doğru anlamak zordur, bunun da farkındayım hem geçmişimizi iyi bileceğiz hem de bugünü iyi tahlil edip ona göre bir yol izleyeceğiz. Bu zorlu bir yoldur, başka çaremiz de yoktur. Ucuzculuk devri bitti ya büyük problemlerin üstüne üstüne gidip çare arayacağız, bunu yapamazsak sönmeye ve yok olmaya doğru evirileceğiz. Küçük zekâ oyunlarıyla, biraz Arapça ile uyutma devri kapandı. Er meydanıdır, herkes eteğinde olanı döksün ki anlayalım kimin eteğinde ne var? Kaç kişi mahallesini ve şehrini aşabiliyor, kaç kişi dünya problemlerine İslâm’ın çözümünü sunabiliyor.



