Türkiye’de Oluşturulan Uçurumlar-3
Medeniyet Yöneticisi · 16.08.2016 · 7 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Bilimsel Gelişme-Geliştirme Tarzındaki Kopukluk
Teknik ve sosyal gelişmelerin, ilerlemelerin kendi kanunları vardır, ama hepsinin üstünde, onları yönlendiren ve yöneten bir akıl vardır. Merkeze neyi koyarsanız gelişme o istikamette yürür. En bağımsız ve tarafsız olan veya görünen bilimler bile -mesela matematik- nerede ve ne için kullanıldığı çok mühimdir ve bu niyet belirleyicidir.
Bilimi din karşıtlığına oturtursanız bilim geliştikçe dinden koparsınız diye bir ön kabulünüz olur ve dünyadaki bilimsel gelişmeleri o gözle okur ve öyle bilim adamı olmaya çalışırsınız.
Burada üzerinde durulması gereken konu bilimin özelliklerini fark ederek onu insanlığın emrine vermektir. Son yüzyılda bilim ile İslâm arasında bir zıtlık olduğu tezi revaç buldu. Buna karşı bilimi dinin dışına çıkararak bir karşı savunmacı tez geliştirildi. O savunmacı teze göre asıl olan “Batı Bilimi” dir ve İslâm tarihi boyunca yapılanların hepsi sanki bugünkü Batı bilimine zemin hazırlayan bir geçiş süreci olarak kabul edildi. Batı bilim zemini asla sorgulanmadı. Fethullah gibi pozitivist İslâm anlayışını savunanlar, dinin kendisini de pozitivistleştirmeye gayret gösterdiler. “Asıl olan bilimdir.” dediler, bilim de akıl ile ölçülür, nas -Kur’ân ve sünnet- bilime karışamaz, akıl onun nasıl kullanılacağına karar verir. Sanki akıl ile nas arasında bir çatışma var ve FETÖ aklı, diğer İslâm düşünür ve âlimleri ise akıldışılığı savunuyorlar intibaını veriyor.
Oluşturulan atmosfer şudur: “Bilimi, İslâm tarihini, dünya tarihini, son bilimsel ve teknik gelişmelere derinliğine vakıf bir âlim (hocaefendi) var. Bu zat, İslâm’ı en iyi anlayan ve bu çağa göre yorumlayan bir perspektife sahiptir, ancak onun doğrultusunda gelişme olursa ülkeye, insanlığa olumlu katkı sağlanır.”
Fethullah, İslâm ilim geleneğini de tersyüz etmiş biridir, ona göre bilim mutlaktır, din ona uymakla mükelleftir. Dinin temel naslarını bilim ve akılcılık esaslarına göre açıklar. Pozitif bilim esastır, nas -Kur’an ve sahih sünnet- bu çağın pozitivist ve akılcı anlayışına göre değerlendirilmelidir. En gaybi konularda bile bir akılcı ve pozitivist yorum yapar. Ahirete müteallik konularda bile kurduğu dünya düşüncesine göre tevilde bulunur. Gaybi konuları, Yahudi teolojisinden devraldığı akılcı ve materyalist yorumlara yakın bir tarzda açıklar.
Çok akılcılık ile hurafeyi yan yana ve iç içe sokar ve sonunda modern dünyanın geçer anlayışına, sömürü sistemine uygun bir hale getirir. Bu konuda Şia ile aynı yöntemi kullanır. Bu da Batı kafalı ilim erbabına uygun gelir. Dünü Bugüne, Bugünü Yarına Bağlama
Dün ile bugünü, bugün ile yarını birbirine bağlayabilirsek, tarih ile günümüzü yan yana ve iç içe değerlendirebilirsek, belki sapmaları ve herzeleri önleyebiliriz.
Bu hususta iki zıt kutup var;
Birincisi: Geçmişi nakarat halinde tekrarlayarak, bugüne ait bir söz söyleyeni itham ederek ve zındıklığına hükmederek bir kalkış ve çıkış arayanlar. Böyle davrananlar, farkına varmadan İslâm’ın diriliğine de ket vurmuş oluyorlar. İçtihat kapısını kapatmakla eş anlamlıdır bu. Sosyal olaylar hareketli ve akışkandır, akıcı ve yürümekte olanı sabitlemek, hayatı dondurmaktır. Dini de böyle anlamak ve anlatmak dinin diriliğini ve canlılığını bitirir.



