VAKIF VE MEDENİYET
Medeniyet Yöneticisi · 13.01.2014 · 7 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Medeniyet İlim Kültür Eğitim ve Dayanışma Vakfı kurulmuş bulunmaktadır. Hayırlı olsun. 1970’lerden başlayarak hizmetini, fert, cemiyet ve dernek olarak bugüne ihlâsla taşıyan insanların “medeniyet” gibi büyük bir ideali dernekle, cemiyetle sürdüremeyeceği, bu gibi büyük proje ve ideallerin ancak
ona uygun araçlarla sürekli ve kalıcı hale getirilmesinin ancak vakıfla mümkün olabileceği bir gerçektir.
Medeniyetimiz, vakıf medeniyetidir. Bu yazının özeti ve son sözü başlığı olsun istedim. Bu çalışmanın amacı sadece “vakıf ve medeniyet” ilişkisine işaret etmek, geçmiş vakıf ve medeniyetimiz hakkında kısa bilgiler vererek hatırlatmalarda bulunmaktır. Zaten vakıf ve medeniyet ilişkisini böyle bir yazı çerçevesinde ele alıp ortaya çıkarmak imkânsızdır. Vakıf ve medeniyet ilişkisi birçok doktora çalışmasına konu olabilecek büyüklükte ve önemdedir. Bu titizlikte çalışmaların yapılması hem bir görev, hem de bir zarurettir.
Medeniyet fikri ve düşüncesi, yine medeniyet fikrinin mahsulü ve aracı olan vakıfla daha da güçlenmiş ve taçlanmıştır. Bir fikir ve ideal kadar, ona ulaştıracak araç ve vasıtalar da önemlidir. Ancak, medeniyet ideali ve tezine, o ideale ve teze daha uygun bir topluluk olan vakıfla ulaşmanın daha kolay ve daha hayırlı olacağı düşüncesindeyim.
Bu güne kadar faaliyetlerini ve hizmetlerini Medeniyet Derneği ismi altında devam ettiren bu güzide topluluk, inşallah bundan böyle daha ileri bir aşama olan vakıf düşüncesiyle hizmet idealini ebedileştirecektir.
Medeniyet düşüncesi büyük bir mefkûredir. Bu projenin sacayakları, temel sütunları vardır. Bir medeniyeti büyüten, ayakta tutan büyük müesseselerdir. Medeniyetimizin en temel sütunu, vakıf müessesesidir. Bu müesseseleri tanımadan, icra ettikleri hizmetleri bilmeden, öğrenmeden, medeniyetimizi tanıma imkânı yoktur. O zaman, medeniyetimiz ile ilgili söylenen her şey eksik kalır. İslâm düşünce ve medeniyetinin zirveye çıktığı dönemlerde bugün kamu hizmeti diye nitelendirilen hizmetlerin tamamını bedelsiz olarak vakıflar yürütmekte idi. Vakıflar tarafından yapılan amme hizmetleri sivil insanlar tarafından yerinde ve zamanında ifa ediliyordu. Bugün bu hizmetlerden bedelsiz yararlanma imkânı bulunmadığı gibi bugünkü modern devlet algısı ile bu hizmetlerin bir kısmı akla-hayale dahi getirilmeyen, kamu hizmeti olarak kabul edilmeyen hizmetlerdir. Günümüzde dünya cenneti olarak gösterilen Batı Avrupa ülkelerinde dahi bahse konu hizmetlerin büyük bir kısmı, yüksek bedeller karşılığı kamuya sunulmaktadır.
Vakıf; sabitlemek, bağlamak, hapsetmek, kalıcı hale getirmek anlamındadır. Dar anlamda vakfın gayesi, Allah’ın rızasını kazanmaktır. Hayır işlemek, ibadet, kurbiyyet gayesiyle vakıflar kurulmuştur. Ancak İslâm’ın açıkça yasaklamadığı, çirkin görmediği, örfün kabul ettiği her türlü faaliyetler için vakıf kurulabilir. Vakıf hizmetlerinden (mevkufun aleyh) yararlananın siyasi görüşü, mezhebi, dini inancı, etnik kimliğinin bir önemi bulunmamaktadır. İslâm fıkhına göre muhtaç olanın, mağdurun, mazlumun mezhebinin ve dini inancının bir önemi yoktur.
İslâm Peygamberi Efendimiz Hz. Muhammed’in kendisine ait Fedek hurma bahçesini bizzat vakfetmesi, daha sonra Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman’ın hayır amaçlı vakıflar ihdas etmesi ilk vakıf örneklerini teşkil eder. Daha sonra Emeviler ve Abbasiler döneminde bu vakıflara yenileri de eklenmiş, sayıları artarak çoğalmıştır. Ancak Selçuklular zamanında dini ve hayır amacın yanında sosyal amaçlı vakıfların da kurulup geliştirildiği vakıf örneklerine de rastlanılmaktadır.



