"YARIN YAPARIM" DEME!
Medeniyet Yöneticisi · 30.12.2014 · 6 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
“Şimdi onun zamanımı, hele bir dur bakalım, o işi yarın halledelim, acelesi mi var onun, günler torbaya mı girdi, bugün daha önemli işlerim var şimdi onunla uğraşamam, zamanım müsait değil” gibi sözlerle hep yapmamız gereken şeyleri böyle erteleriz.
Ancak ertelediğimiz o şeylerin zararını ve ziyanını ilerde gördükçe içten bir “öff” çeker hatamızı anlar, niye yapmadığımızın pişmanlığını yaşarız. Bu dünyevi şeylerle ilgili olarak, her şeyi zamanında yapmanın önemini belirtmek amacıyla çok meşhur olan: ”bugünün işini yarına bırakma” sözünü her daim yeri geldiğinde söyleriz.
Buna rağmen, ahiretle ilgili, ebedi alemle alakalı, kulluğumuz söz konusu olduğunda ibadetlerimizin hemen yapılmasının zaruri olmadığını düşünür, nasıl olsa ilerde yapılabileceği düşüncesiyle, ertelemekten çekinmez, onun ızdırabını da yaşamayız maalesef. İlk önce özgürce hayatı kendi arzularımız doğrultusunda yaşamayı, sonrasında ise kendimizi ümitsiz, hayattan yorgun argın bir halde hissettiğimizde ibadet ve itaatle geçmiş günleri o son zaman dilimine sıkıştırarak telafi etmeye çalışırız. Allah’ın mağfiretini teselli kaynağı görerek, yine bildiğimiz şeylerin peşine sürüklenir, “ilerde yaparım” diyerek o Allah’ın sonsuz affını kendimizce yorumlamaya kalkışırız.
Kulluk öyle ertelenecek bir şey de değildir. Böyle bir özellik onun mahiyetine zıttır. Allah’a ibadet ve itaat halinde olmamız en büyük vazifemiz ve görevimizdir. Bu dünyadaki asıl sorumluluğumuz Yüce Yaratan’a kulluk etmektir.
Böyle bir görev ve sorumluluğun bahanelerini bulmaya çalışmak, çeşitli mazeretlerle ibadetin ertelenebileceğine inanmak ancak insanın kendi kendisini aldatmaktan başka bir şey değildir. Çünkü Allah’tan hiç bir şeyin gizlenmesi mümkün değildir; o kalplerde olanı en detaylı bir şekilde bilendir, insanların açığa vurdukları da gizledikleri de onun için birdir, sözlerin arkasındaki niyetlere de aşinadır.
Namazı kılmamayı boş vaktinin olmayışına endeksleyen, hacca gidememeyi, daha çocukların evleneceğine, ev bark sahibi olmasına bağlayan, cumaya gidemeyişini patronun izninin olmasına yamayan, orucu tutmamayı, zekat ve sadakayı verememeyi kuran okuyamamayı zikir yapamamayı ve daha nice ibadet ve itaatleri yerine getirememeyi ve ertelemeyi, çeşitli dünyevi kılıflara giydiren bir Müslümanın durumu:
Öğretmenin: “Bugün ders verecek vaktim yok, bir mühendisin:” Proje çizmek için zamanım yok”, bir doktorun “muayeneyi şimdi yapamam” zira fabrikada, dükkânda, kasapta işlerim yoğun” demelerinden daha vahimdir
Halbuki daha önceden de ifade ettiğim gibi, eşrefi mahluk olan insanın yaratılış gayesi “ “Ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım”(Zariyat ,56) buyruğunda ifadesini bulduğu gibi Allah’a ibadet etmektir. Bu böyle olunca hayatın anlamı, ne sadece doğup büyüyüp, sonrada ihtiyarlanıp ömür bittiğinde ölmektir. Ne de yiyip içip istediğince ölçüsüz ve pervasızca yaşayarak insanın şerefini haysiyetini değerini, banka, yemekhane, tuvalet, arasında heba etmektir.
Hayatı anlamlı kılan, insanı değerli hale getiren, insanın asli görevine geri dönmesi, ibadet ve itaati, “Sana ölüm gelinceye kadar Rabb’ine ibadet et.”(Hicr,99) diye Yüce Allah’ın buyruğunda olduğu gibi, her zaman diliminde olmak üzere asla ertelemeden, hayatın tam orta yerine koyup, diğer meşguliyetleri buna ayarlamasıdır.



